Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı
Sanat Cephesi
Ana sayfa
Sanat Cephesi Arşivi
Sanat Cephesi Arşivi-PDF Dosyalar
Kitaplarımız
Bağlantılar
İletişim

E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.



Etkinlik - Duyuru
Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı


Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Sharbat Gula
Karmat ile Arbatan
Karmat ile Arbatan
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansı Tebliğleri
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansi Tebligleri
Sosyalist Gerçekçilik Sorunlarımız ve Görevlerimiz
İsmail Hardal

Sanat alanında sınıf savaşı, sosyalist realizmin taraftarları ve 
karşıtları arasında yürütülmektedir.

(Nazım Hikmet, Sanat ve Edebiyat Üzerine, Hazırlayan: Aziz Çalışlar, Evrensel Yay. 2. Baskı, s.228)

Nesnel gerçekliğe yöntemli bakış gerçekçiliği ortaya çıkarmıştır. Gerçekçiliğin tarihine baktığımızda, gerçekliğe bilinçli olarak müdahale ve gerçekliği gerçekçiliğe dönüştürme rönesans/burjuva aydınlanmasında görülür. Burjuvazi kendi dünya görüşü  ve sınıfsal çıkarlarına göre gerçekliği estetik/sanatsal düzlemde yansıtmış ve yaratmış; böylece burjuva eleştirel gerçekçiliği doğmuştur. Burjuva eleştirel gerçekçiliği, çürümüş/geçmiş/yıkılmakta olan feodal sınıflı toplumun dünya görüşü ve sınıf/insan/toplum ilişkilerinin eleştirisi üzerinden şekillenmiştir. Burjuvazi devrim yoluyla feodal sınıflı toplumu yıkıp kendi sınıflı  toplumunu (kapitalizmi) kurduktan sonra toplumu  ve toplumsal ilişkileri kıyasıya eleştiriden vazgeçmiş, egemenlik ve sömürü ilişkilerini gizleyen bir tutuma yönelmiştir. Burjuvazi kendi kurmuş olduğu kapitalist toplumun da sınıflı bir toplum olduğunun farkındadır ve kendi sınıf çıkarları ile uzlaşmaz çelişkileri olan proletaryanın sınıf çıkarları ile çatışma halinde olduğunun bilincindedir. Ancak egemenlik ve sömürü ilişkisi bu bilincin ortaya çıkmasını, açığa vurulmasını engellemekte, hatta gizlemesi, ilişkilerinin ortaya çıkmaması için yoğun bir ideolojik mücadele vermektedir. İdeolojik mücadelenin yeterli olmadığı koşullarda yoğun bir politik mücadelenin içine girmektedir. Çünkü kapitalist devlet denen gelişmiş  siyasal aygıtı ile egemenlik mücadelesini yürütmektedir. Bu durum gerçeklik ve gerçekçilik savaşları için de geçerlidir. Burjuvazi, kendi oluşturduğu  kapitalist toplumu ve  kapitalist toplumsal ilişkileri ebedî ilişkiler olarak sunmaktadır. Proletarya, kapitalist toplumda burjuvazi ile uzlaşmaz sınıf karşıtlıkları  içinde olduğunu, üretim süreci içerisinde ve  yaşadığı  toplumsal eşitsizlikler ortamında önce sezinlemiş, sonra farkına varmıştır. Kapitalizme ve kapitalist ilişkilere tepkisini çeşitli ekonomik mücadele, iş sürecini sabote girişimleri, kitlesel hoşnutsuzluk, ayaklanma vb. biçimleri üzerinden vermiştir. İşçi sınıfı kendi sınıfsal refleksleriyle, sezgileriyle, kendiliğinden hareketlenmelerle kapitalizmin aşılacağını fark etmiş, kapitalizmin aşılmasının bilimsel yol, yöntem, mücadele temellerini ise, işçi sınıfının ilk organik aydınları, Bilimsel Sosyalizm’in kurucuları  ve geliştiricileri (Marx-Engels-Lenin) belirlemiştir.

Kapitalist topluma ve kapitalist toplumsal ilişkilere yöneltilen bilimsel ve toplumsal eleştiri her alanda yapılmaya başlamış, sınıf savaşlarının cangılları içerisinden sosyalist estetik ve sanat eleştirisi de gündeme gelmiştir. Kapitalist üretim ilişkileri, kapitalist özel mülkiyet ilişkilerinin toplumda yaratmış olduğu çözülüş, düşürülme, çöküş, çürüme sanatsal estetiksel eserlere yansıtılmış ve kapitalizm değerlendirmelere, eleştirilere  tabi tutulmuştur. Sınıflar savaşının içinde bulunduğu düzey, Avrupa’da sınıflar savaşımındaki gelişmeler, kapitalizmin dünya sistemine doğru uluslararasılaşması, dünyanın yeniden paylaşılması için yapılan savaşlar, Paris Komünü deneyimi,  kapitalist üretim süreci içindeki gelişmeler (kapitalizmin tekelci aşaması, emperyalizm), Proleter Ekim Devrimi deneyimi, Proletaryanın Enternasyonal örgütlenme deneyimleri, … vb. gelişmelerle birlikte  gerçekliğe burjuva eleştirel gerçekçiliği dışında bakılmış ve bu bakış açısının birikimleri üzerinden Sosyalist Gerçekçilik doğmuştur.

Nasıl eleştirel gerçekçilik burjuvazinin doğuşuna ve egemenliğine tekabül ediyorsa, sosyalist gerçekçilik de proletaryanın doğuşuna ve egemenliğine tekabül etmektedir. Sosyalist gerçekçilik hem eleştirel gerçekçiliğin ileri yanlarını alarak ve eleştiri süzgecinden geçirerek, hem  sosyalist aydın ve kuramcıların sanata/edebiyata bakışa ilişkin yaklaşımları temel alınarak, Sovyetler Birliği’nde 1932-1934 yıllarında şekillendirilmiştir. Sosyalist gerçekçiliğe kapitalist mülkiyet ilişkilerinden ilk kopuş örneği olan proleter Ekim Devrimi’nin enternasyonal karakterli bir ürünü olarak bakabiliriz. Sosyalist gerçekçik Sovyetler Birliği ile Sosyalist sistem dışındaki kapitalist ülkelerdeki sınıf savaşımlarının, sosyalist hareketlerin, sosyalist sanat hareketlerinin katkılarıyla oluşmuştur.

Sosyalist gerçekçiliğin tarihini üç ana döneme ayırabiliriz:

Bir: Birikim dönemi diyebileceğimiz Marx-Engels’in sanata, edebiyata ilişkin değerlendirmelerinden oluşan, henüz estetik açısından sistematize edilememiş estetik kuramı oluşturmanın hazırlık evresi,

İki: Plekhanov, Lenin, Lunaçarski, Jdanov’un Marksist Estetik kuramını açımlama çalışmalarından oluşan, estetik/sanata ilişkin  bütünsel sistematikleştirme çalışmaları evresi ve

Üç: Lukacs, Brecht tartışmaları ekseninde yürüyen, bütünsel Marksist estetik kuramı oluşturma çalışmaları ile M. Kagan, Avner Ziss gibi Marksist estetik bilimcilerin kuramsal çalışmalarından oluşan evredir.

Günümüze ilişkin olarak da bir dönem eklenebilir. Ancak buna ilişkin elimizde daha dönemselleştirilecek yeteri veri olduğunu söyleyemeyiz.

Nesnel gerçekliğe bakış noktasından değerlendirmelere baktığımızda, bizlere farklı imiş gibi gelebilecek değerlendirmelere rastlayabiliriz. Nesnel gerçekliği yansıtış ve estetik değerlendirme/yaratış ile diyalektik ve tarihi materyalizmin (Marksist yöntemi) sanata uygulanışı yaklaşımına dikkat edilmediğinde, iki farklı ayrı yaklaşımmış izlenimi verebilir. Halbuki  dikkatli yaklaşıldığında farklı gibi görünen bu iki yaklaşım, birbirini bütünleyen bir yaklaşımdır. Sanata Marksist yöntemin uygulanışının en açık yaklaşımını Plekhanov’dan Nazım Hikmet’e kadar uzatabiliriz. Nesnel gerçekliği yansıtış ve estetik değerlendirme/yaratım yaklaşımını felsefî düzlemde Lenin’e, kuramsal olarak da Marksist estetik bilimcilerine kadar uzatabiliriz. Nesnel gerçekliğe yöntemli yaklaşım ile nesnel gerçekliği yöntemli yansıtış, estetiksel değerlendiriş/yaratış birbirini bütünler.

Sosyalist gerçekçiliğe bugünden baktığımızda bir tarihinin oluştuğunu ve gelişim süreci içerisinde geçirdiği evrimini değerlendirme şansına sahip olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Büyük bir birikimin üzerinde oturduğumuz bir gerçek. Bu tarihsel birikime bir bütün olarak ve Marksist eleştiri yöntemiyle sahip çıkmamız gerekiyor. Sosyalist gerçekçiliğin Proleter Ekim Devrimi’nden günümüze kadar uzanan tarihi, diyalektik ve tarihsel materyalist/Marksist eleştiri yöntemiyle incelemek, buradan geleceği ve günümüzü kazanacak estetik politikası üretmekle yüz yüzeyiz. Bu görev sosyalist gerçekçi geleneğe sahip çıkan yazarların/sanatçıların görevidir.

Sosyalist gerçekçiliği, sosyalizmin/sosyalist sistemin çözülüşü/çöküşü/yenilgisiyle noktalanmış, bitmiş bir süreç olarak görmek ya sosyalist gerçekçiliği anlamamak ya da burjuvazinin yaptığı gibi kasıtlı olarak çarpıtmak anlamına gelir. Sosyalist gerçekçilik için süreç işleyen bir süreçtir. Yaşanan politik yenilgi kapitalizmin ebediyen üstün olacağı anlamına gelmemektedir. Sosyalist gerçekçi yöntem burjuva eleştirel gerçekçiliği ile de aşılabilmiş bir yöntem değildir. Hem yaşanılan coğrafyada, hem de dünyada yaşanılan onca olumsuzluğa rağmen, sosyalist gerçekçilik  yöntem açısından üstünlüğünü korumaktadır. Sosyalist gerçekçiliğin yöntem açısından üstün olması, doğallıkla sorunlarının olmadığı anlamına da gelmemektedir.

Örneğin edebiyat alanında, sosyalist  gerçekçi romanlarda tipikleştirme yapılıp tipler çizilirken, karakter yaratma/kahraman oluşturma sorunu karşımıza çıkmaktadır. Çoğu sosyalist gerçekçi romanlarda, sınıfı-kitleyi mobilize etme dönemlerinde karakter-kahraman çiziminde, karakterden kahramana geçilmekte, kahramandan kahramanlaştırmaya yönelinmekte, kahramanlaştırmadan kişi kültü yaratma yolunda kahraman idealize edilmekte, sınıf-kitle yığın olarak görülmekte, sınıfın-kitlenin özne olma özelliği geriye çekilerek, sınıf-kitle nesne olarak algılanmakta, kitleler kahramanı izleyen yığınlara dönüştürülmektedir.

Toplum içinde bireyin karakteri çizilirken bireyin sadece olumlu özellikleri değil, olumsuz özellikleri de birlikte verilmeli, olumsuz özelliklerin, olumlu özelliğe doğru değişimi/dönüşümü diyalektik bir tarzda verilmelidir.

Tipikleştirme yapılıp tip çizilirken, bireyin içinde bulunduğu toplumsal çevrenin bireylerinin özellikleri saptanırken, toplumsal çevredeki bireylerin sadece olumlu özellikleri değil, hem olumlu özellikleri, hem de olumsuz özellikleri çizilen karakterin kişiliğinde ve kimliğinde somutlaştırılmalıdır. Tipikleştirmenin yapıldığı toplumsal çevrenin bireyleri  ‘cennette’ yaşamamaktadırlar.

Sosyalist gerçekçilikte çizilen karakterlerde, bireysel kahramanlıkla kolektif kahramanlık ilişkisi kurulurken, bireysel kahramanlığa vurgu daha fazla yapılmıştır.

İşçi devleti, Sovyet, Parti, sınıf ve kitle örgütleri ilişkisi, karşılıklı etkileşim içerisinde, birbirini besleyen unsurlar olması gerekirken, Parti’nin inisiyatifi daha da arttırılmış, adeta bütün unsurlar Parti ile özdeş hale getirilmiştir. Parti-Devlet, Parti-Sınıf/Kitle Örgütleri, Parti-Sovyetler, Parti-taban ilişkileri muğlaklaştırılmıştır. Sosyalist Demokrasi felçli hale getirilmiştir. Bu felçli durumun aşılması için de sınıf-kitle mobilizasyonunu sağlamanın yolu olarak da sanatta/edebiyatta karakterlerin kahramanlaştırılmasına ihtiyaç duyulmuştur.

İstisnalar dışında tutulmak kaydıyla, sosyalist gerçekçi romanların büyük bir çoğunluğunda karakter/kahraman bireysel kahramanlaşmaktan bir türlü kurtulamamış, ayrıca bireysel kahraman bir kurtarıcı olarak sunulmuştur. Oysa çizilen karakter-kahraman, sınıfın-kitlelerin kolektif iradesinin ortaya çıkmasında, kolektif inisiyatifin  şekillenmesinde, Kolektivitenin bir bileşeni ve katalizör olarak karakterize edilmelidir. Kolektivizmin her alanda yaşam bulması ve kolektivizmin yeniden ve yeniden üretilmesi için bu kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Kuşkusuz, kahramanlaştırmaların yapıldığı dönemde nesnel gerçekliğin basıncı çok etkilidir. Sürece bakıldığında devrim, iç  savaş, planlama, 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı, faşizm, faşizmin yenilgiye uğratılması… gibi büyük dönemsel alt üstlerin yaşandığı  bir gerçekliktir.

Dönemsel büyük alt üstlerin yaşandığı bir nesnellikte  sosyalist gerçekçi yazarlar/sanatçılar sanatta ‘Katharsis ve Özdeşleşme’ tekniğini kullanmışlardır. Katharsis ve özdeşleşme tekniği sanatta kullanıldığında kitlelerde “estetik haz”za değil “biyolojik haz”za yol açmaktadır. Bilindiği gibi sanatta biyolojik haz, kültürel/bilinçsel gelişime yol açmamaktadır.

Sanat-edebiyat alanında bu dönemde üretilen eserlere bakıldığında, çizilen karakterlerde, kahramanların kahramanlaştırılması aracılığıyla toplumla etkileşime girilmiş, okuyucu/sanat alılmayıcısı  özdeşleşme yoluyla katharsise uğratılmıştır. Katharsisin yarattığı  etkiyle sınıf-kitle mobilize edilmiş, bunun sayesinde dönemsel büyük alt üst oluşluklardan çıkışlar sağlanabilmiştir. Özdeşleşmeden ve katharsise uğrayan sınıf-kitlelerden geriye kalan sosyalist bilincin ileriye doğru sıçraması, kolektivizasyon, bütünleşme değil yabancılaşma ve sosyalizmden soğumadır. Sözünü ettiğimiz yabancılaşma ve sosyalizmden soğuma anlaşılmadan, sosyalizmin, sosyalist sistemin çözülüşü, çöküşü, yenilgisi anlaşılamaz. Yabancılaşmanın ve sosyalizmden soğumanın sanat/estetik alanındaki işlevi anlaşılmadan da sosyalist gerçekçiliğin yaşadığı sorunların saptanmasındaki zorluklar aşılamaz.

Sosyalist gerçekçiliğin olgunlaşma döneminde bütünsel Marksist estetik kuramı oluşturma girişiminde bulunan ve sentezlemeyi başaran, Sosyalist gerçekçilikte uygulanan “özdeşleşme ve katharsis” tekniklerine karşı “yabancılaştırma” tekniğini geliştiren, tipikleştirme, tipleştirme oluşturulurken “kahraman/kahramanlaştırma” yerine “karakter/karakterler yaratma” önerileri ve uygulamaları gerçekleştiren Brecht’i anmadan geçemeyiz. Sosyalist gerçekçi sanatın sorunlarının çözümünde, Brecht’in sosyalist gerçekçi estetik kuramı ve sanatsal pratiğine bıraktığı miras çok ayrıntılı olarak incelenmelidir.

Sosyalist gerçekçi bir yazar/sanatçı, insanın, insanlığın kurtuluşunun önündeki en büyük engelin ne olduğunu saptaması ve görmesi zorunludur. Çağın gerçekliği ancak böyle belirlenebilir, kavranabilir. En büyük engeli ortaya çıkaran, besleyen, yeniden üreten toplundaki sömürme/sömürülme, ezme/ezilme ilişkisidir. Sosyalist gerçekçi yazar/sanatçı çağımızda/günümüzde kapitalist toplumun ürettiği sömürme/sömürülme, ezme/ezilme ilişkisine karşı olmak ve bu ilişkilerin ortadan kaldırılması için hem sanatsal-estetik yaratım pratiğiyle (ürünleriyle, eserleriyle), hem de örgütlü/politik ve estetik/politik pratiği ile düşünce- davranış birliğini oluşturmak zorundadır.

Kapitalizme karşı olmak ve kapitalizmin aşılmasını istemek ve buna uygun duruş sergilemek bilinçte yüksek bir aşamayı ve bilinçli tercihi gerektirir. Bilinçli tercih Sosyalist gerçekçi yazarın/sanatçının sosyalist olmasını gerekli kılar. Sosyalist olmak ise gerçekliğe sosyalist yöntemle/gözle yaklaşımı/bakmayı gerektirir. Gerçekliğe sosyalist yöntemle yaklaşım, sosyalist gerçekçiliğin hem bilimsel/kavramsal, hem estetiksel/imgesel, hem de eleştirel değerlendirimin ortak yöntemini oluşturur.

Sosyalist gerçekçi yazarın/sanatçının bilinçli, tercihli taraflılığı  Partizanlık’ı gerektirir. Sosyalist gerçekçi yazar/sanatçı sadece estetik/ imgesel yansıtıcılık/üreticilik/yaratıcılık sürecinde taraf olacak, bilimsel/politik düzlemde, süreçte taraf olmayacak. Bunun kabul edilebilir bir yanı olamasa gerekir. Yazarlar/sanatçılar bazen bu ikilemde kalmaktadırlar. İkilemde kalan yazarların yaşadıkları trajedilerini hem eleştirel gerçekçiliğin tarihinde, hem de sosyalist gerçekçiliğin tarihinde görmekteyiz. Özellikle üzerinde yaşadığımız coğrafyada kendilerine ‘Toplumcu’, ‘Toplumcu Gerçekçi’ diyen, taraf olmayı muhalif olmakla özdeşleştiren, ürünleri ve duruşlarıyla burjuva eleştirel gerçekçilik kapsamına girebilecek oldukça kalabalık bir yazarlar/sanatçılar topluluğu bulunmaktadır. Hiç kuşkusuz bu yazarlar/sanatçılar topluluğu homojen değildir. Bu yazarlar/sanatçılar topluluğunun büyük bir bölümü kapitalist kitle kültürü piyasasının aktörleri arasındadır. Özellikle bu yazarlar/sanatçılar topluluğu arasında yönü/yüzü/yüreği/ürünü/tutumu sosyalist gerçekçiliğe dönük olanlarla ciddi diyaloglara ve etkileşime girilmelidir.

Yine üzerinde yaşadığımız coğrafyada ‘Devrimci Sanat’ı temsil ettiğini iddia eden ve içerisinde devrimci romantizmin öğelerini barındıran bir yazarlar/sanatçılar topluluğu da bulunmaktadır. Bu devrimci yazar/sanatçı topluluğu sosyalist gerçekçi sanat akımının ilk elden diyaloga/iletişime/etkileşime girebilecekleri, ittifak politikası geliştirebilecekleri estetik/politik bir birikimi oluşturmaktadır.

Kapitalizme karşı olan yazar/sanatçı, sadece tepkisel/anarşizan duruşa yakın olan muhalif duruşu aşmak zorundadır. Sadece kapitalizmin ürettiği sonuçlara muhalif olmak Sosyalist gerçekçi yazar/sanatçı için yeterli değildir. Aynı zamanda, Sosyalist gerçekçi yazar/sanatçı kapitalizmin sosyalist yöntemle analizini, eleştirisini, alternatifini neden/sonuç ilişkisinin bütünselliği içerisinde estetik/politik düzlemde ortaya koymak zorundadır.

İşçi sınıfının-kitlelerin, komünistlerin, aydınların, yazarların/sanatçıların kendi devletine, kendi partisine, kendi sınıf-kitle örgütlerine, kendi sanatına, kendi kültürüne … yabancılaşması ve soğumasının yarattığı sorunlara kolektif çözüm yöntemleri üretilip, sınıflar savaşımına/toplumsal pratiğe/yaşama kolektif müdahale edilmeden toplumsal değişim ve dönüşüm sağlanamaz. sosyalist gerçekçi yazarlar/sanatçılar; toplumsal bilincin/pratiğin  bir biçimi ve bileşeni olan sanatın/sanatçının işlevsel olabilmesi için; Sosyalist gerçekçi sanatın  bugününü ve geleceğini kazanmak için; sosyalist gerçekçi sanatı ve sanatçıyı örgütlemek, örgütlenmek için; sosyalist gerçekçi sanatı işçi sınıfı hareketi ile kaynaştırmak için birlikte adım atalım! 

2006 - 2012 Sanat Cephesi
Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı