Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı
Sanat Cephesi
Ana sayfa
Sanat Cephesi Arşivi
Sanat Cephesi Arşivi-PDF Dosyalar
Kitaplarımız
Bağlantılar
İletişim

E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.



Etkinlik - Duyuru
Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı


Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Sharbat Gula
Karmat ile Arbatan
Karmat ile Arbatan
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansı Tebliğleri
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansi Tebligleri
Sanat Cephesi Dergisi Sosyalist Gerçekçi Mevzide Bir Adım
Turgay Ulu

Dergi’nin çıktığı bu süreç, dünya sosyalist hareketinin gerileme pozisyonunu henüz aşamamış olduğu bir süreçtir. Bununla bağlantılı olarak; dünyada felsefe, bilim ve sanat en çorak dönemini yaşamaktadır. Özellikle sanat alanında bir ilerlemeden söz etmek bir yana nispeten bir gerilemenin olduğu gözleniyor.

Sosyalizm denemelerinde yaşanan geriye düşüş sonrasında ortaya atılan kavramlara dikkat edilirse, genellikle bu kavramlar benzer çağrışımlar yapan kavramlardır. Kapitalizm, Marksizm, endüstriyel, modern vb. gibi kavramların önlerine birer “post’ takısı getirilmiştir. Bu “post” takısıyla, anılan süreç veya ideolojilerin aşıldığı iddia edilmiş ve artık yeni şeyler söylendiği ya da yeni şeyler söylenmesi gerektiği, bıktırıcı bir sıklıkla vurgulanmaya başlanmıştır.

Yeni şeyler söylendiği iddiasıyla ortaya çıkartılan sanat ürünlerine şöyle bir kuş bakışıyla baktığımızda ne görüyoruz? Gerçeklikten kaçış, içeriksizleşme, anlamsızlık, hiçbir şeyin adının konulamadığı bir bilinemezcilik, en insani değerlerde bir bayağılaşma, hiçlik, kötümserlik, bunalım görüyoruz. Üstelik bunların hiçbirisi yeni şeyler değildir. Bunalım ve kötümserliğe övgü yapan sanat anlayışı, sosyalist gerçekçilik tarafından bertaraf edilmişti. Sosyalist gerçekçilikte yaşanan geri düşüş şimdi bu eskimiş anlayışları yeniden ön plana çıkardı. Olan budur aslında.

Postmodernizm iyi-kötü, güzel-çirkin diye bir şeyden söz etmenin mümkün olmadığı yönlü bir anlayışı toplumdaki sanat camiasının ağırlıklı bir kesimine kabul ettirmiş oldu. Okumuş yazmış, belli bir alt yapısı olan insanlar bile gerçekliğin bilinemeyeceği, gerçeklik diye bir şeyin olamayacağını ciddî ciddî savunmaya başladılar. Peki bunun yerine konulan nedir diye baktığımızda; illüzyon, sanallık, bilinemezcilik vb. şeyler. Bu bakış açısı, bilimin en basit gerçeklerini inkar etmek anlamına geliyor. Her bilimci, doğada her şeyin karşıtıyla birlikte var olduğunu kabul etmek zorundadır. Eğer iyi diye bir şey yoksa kötü diye bir şeyden de söz edilemez. Aynı şey güzel ya da çirkin kavramları için de söylenebilir. Gerçekliğin tanımının göreceli olması veya iyi-kötü, güzel-çirkin gibi tanımlamaların göreceli olması başka şeydir. Bu türden gerçekliklerin olmadığının iddia edilmesi başka şeydir.

Postmodernizm, aslında “Marksizm’in eksikliklerini eleştirmek ya da Marksizm’i aşmak” iddiasıyla yola çıkan aydınlar tarafından ortaya çıkartılmış bir akımdır. Postmodern söylemler içinde dile getirilen her şeyin yanlış ve ya kötü olduğunu söylemek doğru değildir. Bu akımın dünyaya yayılmasında etkin rol oynayan Frankfurt Okulu döneminde yapılan Marksizm veya sanat akımları tartışmalarında kafa açıcı şeyler söyleyenler de olmuştur. Ancak daha sonraki süreçlerde, özellikle de sosyalizm denemelerinde yaşanan geriye düşüşlerden sonra postmodern söylem yığını Marksizm karşıtlığı ve daha da ötesine geçerek tamamıyla toplum karşıtlığına dönüşmüştür.

Kısaca değindiğimiz bu kaos ortamında Sanat Cephesi’nin önemli görevlerinden biri ortaya çıkmış oluyor. Gerçekliğin anlaşılmasını zorlaştıran, özne olarak insanı yok eden bu sanat-kültür ortamında Sanat Cephesi, gerçeğin anlaşılmasını engelleyen tüm perdeleri yırtmak için mücadele edecektir, inatla gerçekleri içerik ve biçim açısından yaratıcı yöntemleri kullanarak ortaya çıkarmaya, görünür kılmaya uğraşacaktır. Elbette ki Sanat Cephesi’nin gerçeklik tarifi ya da gerçeklik algılaması mekanik bir algılayış olmayacaktır. Sosyalist Gerçekçiliğe dönük getirilen eleştirilerin başında gerçeği fotoğraflamak eleştirisi geliyor. Uygulamada bu türden hatalara düşülmüş olabilir. Fakat Marksizm teorisinde gerçeği fotoğraflamak biçiminde yansıtmak diye bir belirleme bulunmuyor. Tam tersine Marksizm’in temeli değiştirmek üzerine kuruludur. Sosyalist Gerçekçilik sanat akımı gerçeğin diyalektik materyalist yöntemle algılanması ve belli bir amaç doğrultusunda gerçekliğin değiştirilmesini savunur.

 

Sanat Cephesi Dergisi Nasıl Bir Yer Tutacaktır?

Ambleminden de anlaşıldığı gibi Sanat Cephesi, sosyalist gerçekçilik zemininin güçlenmesi için uğraş veren grup, kişi ve kurumların mızrağını atması için bir kale bir siper rolü oynamayı amaç edinmiştir. Aynı zamanda dağınık durumda konumlanan sosyalist gerçekçileri bir merkezde, bir mevzide toparlamak amaçlanmaktadır.

Yaşadığımız coğrafyada sanat kültür ortamına yön veren dergi ve kurumlar sermayenin, reklâmın ve devletin gücünü arkalarına almışlardır. Sosyalist gerçekçilik iddiasında olan dergiler ise etki alanı açısından avuç içi kadar bir yer tutabilmektedir. Bu durumun nedenleri çok çetrefilli bir konudur.

Sanat Cephesi Dergisi, sosyalist geçekçiliğin etkisiz kalmasının bir nedeni olan “grup kültünü” kırmayı amaçlamaktadır. Bu ne anlama gelir? Bugüne kadar gelmiş olan şekillenmeyi kırıp, onun yerine yeni bir kültürü oluşturmaya çalışmak gibi zor ve uzun erimli bir iş edinmek anlamına gelir bu.

Sosyalist gerçekçilik alamı, karşı propagandaların etkisiyle genellikle slogancı ve kuru bir içerik savunucusu olarak değerlendirilmektedir. Bu türden bir algının geniş bir kesim tararından onay görmesinde grupların da etkisinin olduğu yadsınamaz bir gerçekliktir. Mevcut gruplar güven veren, kapsayıcı bir kültür atmosferi yaratamamışlardır. Tam tersine grupların yaydığı kültür, benmerkezci, sınıf çıkarları yerine grup çıkarlarını ikame eden bir kültürdür.

Devrimci hareket kültür sanat alanını küçümsemiştir. Devrimci hareketlerin içinden yetişen kadrolar, kültür sanat işleriyle uğraşmayı birer lüks uğraş olarak görmüşlerdir. Hareketlerin içinden, kültür sanat üretimine meyil eden insanlar da çoğunlukla hareketin dışına çıkmışlardır. Dolayısıyla sanat çizgileri de genellikle sosyalist gerçekçilik karşıtı bir konuma sürüklenmiştir. Daha Marx’ın en temel yapıtlarını bile inceleyip anlamadan, önüne gelen her kes “Marksizm’i aşmaktan” söz eder oldu. Estetik ölçüler değişti. Sosyalist gerçekçi sanatçıların ürettikleri ürünler küçümsenirken, nerede bir absürt, nerede bir bunalım, nerede bir saçmalık üreten yazar varsa beğeniler bu yöne doğru kaymaya başladı. Yenilgi dönemlerinin en belirgin özelliğidir bu. İyi-kötü, güzel-çirkin yer değiştirmektedir. Gerçeklik yerine sanallıklar geçirilmektedir. Sanat Cephesi- Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi böyle bir atmosfer içinden çıkış yapıyor. Önündeki zorlukların ne denli büyük olduğu ortadadır. Karıncanın dağı delmesine benzer bu. Karıncaya, “sen bu cüsseyle koca dağı nasıl deleceksin” diye sorarlar etraftan. Karınca da, “olsun ben de dağı delmeye uğraşırken ömrümü tamamlarım” diye yanıt veriyor. Etraftan “bu iş boyunuzu aşar” diyenler çok olacaktır, işte bunları söyleyenlere o karıncanın hikâyesi hatırlatılmalıdır. Ayrıca karıncaların ortak çalışma yöntemiyle nice mevziler inşa ettikleri biliniyor. Umutsuzluk veya rehavet bu işin önünü tıkar.

Yalnızca kendi dar grubunu ifade eden sanat dergilerinin ömrü uzun olmamıştır. Ayrıca etki alanı da oldukça sınırlı kalmıştır. Mevcut durumda, sosyalist gerçekçiliğin temsilcisi olarak kendisini kabul ettirebilmiş bir dergi yoktur. Bu iddiayla uğraş veren dergiler de dar grupçuluk anlayışından dolayı, kendi çevresiyle sınırlı bir alanı tutmuştur.

Nazım Hikmetlerin kurdukları “Resimli Ay” dergisi sosyalist gerçekçi cephede bir merkez, bir temsiliyet niteliği taşıyabilmiştir. Ya da Sabahattin Alilerin çıkarmış oldukları “Marko Paşa” dergisi sosyalist gerçekçilik alanında geniş bir etki yaratmıştır. Bugün, bu iddiayla çıkan dergiler onlara benzer etkiler yaratmaktan çok uzak durumdadır. Elbette bu kıyaslamayı yaparken zaman ve koşulların aynı olmadığının farkındayız. Etki alanı geniş olan o dönemin dergileri uygun koşulların üzerine oturmuştu. Meselâ “Marko Paşa”yı sağcı yazarlar ele geçirdiğinde derginin satışı tamamen düşüyor. Demek ki bugünkü koşullar sosyalist gerçekçilik iddiasında olan dergiler için pek de avantajlı bir zemin sunmuyor. Bu nedenledir ki; iradi olarak kapsayıcı, nitelikli ve birleştirici bir yer tutabilmek için daha fazla uğraşmak ya da yeni yöntemler uygulamak gerekir.

Sanat Cephesi Dergisi, iç çeperde grupçuluk hastalığına savaş açacak; dış çeperde de kapitalist-emperyalist sistemin dayatmış olduğu “evrensel kültür’e karşı savaş açacaktır. Dünya halklarına sunulan ve adına “evrensel kültür” denilen kültür aslında kapitalizmin yoz ve kozmopolit kültürüdür. Savaş açtığı ve yıkmak istediği bu kültürler karşısında geleceğin kültürü olan sosyalist kültürü bugünden oluşturma çabası içinde olacaktır. Yarını bugünden kurmanın somut ifadesi ise yeni tipte kadroların oluşturulmasıdır. Grupçuluk hastalığını kırmak ta bu kadroların oluşturulması ve oluşturma işinin sürekliliğine bağlıdır.

Sanat Cephesi Dergisi’nin oluşturacağı ilişkiler ağı bilinçli ve gönüllü kadrolardan oluşmuş bir ağ olacaktır. Geçici yol arkadaşları türünden ilişkiler bu yolculukta fazlaca yarar sağlamayacaktır. Marksist donanımdan yoksun, grup ajitasyonu yöntemiyle harekete geçmiş ve sonrasında da yeni bir kültürle şekillendirilememiş kadrolar bu yükü uzun soluklu olarak taşıyamazlar. Dergi, tüm içerik ve biçim görünümüyle mevcutlardan farkını en geniş kesimlere kabul ettirebilmelidir. Mevcutlara benzemek, ya da mevcutların yanına aynısından bir rakam daha eklemek ileri adımlar atabilmeyi zorlaştıracaktır.

Dergi’nin uyandıracağı ilk intiba önemlidir. Nitelikli bir çıkış ve sonrasında yürütülecek mücadeleyle, sanat ortamı içinde sosyalist gerçekçi akımın bir ölçeği olmayı hedeflemelidir. Sanat kültür uğraşı içinde olan grup veya insanlar, sanat akımı olarak referans alabilecekleri sosyalist gerçekçilikte bir irade görmüyor yaşamda. Bir eserin değerlendirilmesi söz konusu olduğunda, aynı eserle ilgili birbirinin tersi istikamette olan çok sayıda bakış açısı çıkıyor ortaya. İnsanlar belli bir ölçek oluşturmakta zorlanıyorlar. Sanat ortamına bir kaos hâkim oluyor. Çok satan eserler, ya da “iyi” diye tanımlanan eserler genellikle reklâm veya sanat ortamına hâkim olmuş sanat aristokratları tarafından belirlenmiş oluyor. Reklâm yapma gücü olmayan ya da sanat aristokratlarıyla bir bağlantısı olmayan sanatçı, iyi bir eser üretmiş olsa bile bu eser kenarda köşede kalmaktan kurtulamıyor.

Sanat Cephesi Dergisi’nin bir ölçek durumuna gelebilmesi için önünde çok zorlu görevler bulunuyor. Bir kere mevcut ortamdaki tanımlanamazlık, anlamsızlık durumunu yaratan akımlarla güçlü bir hesaplaşmaya girişmesi gerekecektir. Diğer yandan geçmiş süreçlerin ikna edici eleştirel bir analizini yapması gerekecektir. Bu da yetmeyecektir. Geleceğin kültürünü bugünden temsil edebilecek bir güce ulaşması gerekecektir. Diğer mücadele alanları gibi sanat alanı da bir güç işidir. Sosyalizm denemelerinin gücü olmasaydı sosyalist gerçekçi akım dünya üzerinde bu kadar geniş ve kalıcı etkiler yaratamazdı. Nazımı, Nerudayı, Brechti, Picassoyu vb. ni yaratan bu güçtü.

Sanatta taraflılık ve sınıfsal bir bakış açısı oluşturulamadığında ya da “tarafsızlık” ilke haline getirildiğinde içinden çıkılamaz bir ortam oluşuyor. Mesela, ilgili insanların genellikle dikkate aldıkları, sinema eleştirmeni Atilla Dorsay, “Tabutta Röveşata” filmi için ilk önce kötü bir film olduğu yönünde görüş belirtti. Fakat bu film ödüller almaya başlayınca bu sefer Atilla Dorsay filimle ilgili ilk görüşünün tersi şeyler yazmaya başladı. Eleştirmenler ya da sanatçılar, piyasa durumuna göre bir estetik ölçeği esas alıyorlar. Doğal olarak ortaya bir ölçeksizlik çıkıyor.

Sanat Cephesi Dergisi’nin en önemli görevlerinden biri de sanatsal uğraşı gökten yere indirmek olacaktır. Platon’dan beri akademilere ve fildişi kulelere hapsedilen sanat uğraşı yeniden halkın yaşam alanına, yani yeryüzüne indirilmesi gerekir. Karacaoğlan, Pir Sultan vb. eserleri uzun zamanlar geçmesine rağmen hâlâ kitlelerin yüreklerinde etki yapabiliyorsa bunun nedeni yaşamla bütünleşik olmasıdır. Ayaklarının yere basmasıdır.

 

08.10. 2009

2 Nolu F Tipi Cezaevi-Kandıra-Kocaeli

2006 - 2012 Sanat Cephesi
Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı