Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı
Sanat Cephesi
Ana sayfa
Sanat Cephesi Arşivi
Kitaplarımız
Bağlantılar
İletişim

Etkinlik - Duyuru
Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı

Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Sinemanın Sokakla Buluştuğu Yer: İtalyan Yeni Gerçekçilik Akımı

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında  ortaya çıkan İtalyan Yeni Gerçekçilik Akımı, dünya sinema tarihinde çok önemli  bir role sahiptir. Öyle ki, kendinden sonra gelen bütün dünya sinemalarını etkilemeyi  başarmıştır. Sinemanın, büyük bütçelerle hazırlanan stüdyolardan çıkıp sokağa inmesini sağlamış ve daha önce faşist diktatörlük altında inleyen sinemanın âdeta zincirlerinden kurtulmasının haykırışlarını yansıtmıştır.

İtalya’da faşist iktidarın ilk yıllarında sinemayla hiç ilgilenilmemiş ve daha çok Hollywood filmlerinin basit bir taklidi olan müzikal ve komedi filmleri çevrilmiştir. Ancak Mussolini ile birlikte yükselen faşist iktidar sinemanın gücünü fark etmiş ve onu kendi iktidarının güçlenmesi için bir propaganda aracı olarak kullanmıştır. Bu dönemde iktidarın eliyle sinema okulları ve stüdyoları  açılmış ve buralarda   resmî  ideolojiyle örgütlenen sinemacılar yetiştirilmeye başlanmıştır. Ayrıca bu kuruluşlara çok yüksek miktarlarda parasal destekler de sağlanmıştır. Ancak sinema alanına yapılan bu  yatırımlara rağmen ortaya çıkan filmler hiç de iç açıcı olmamıştır. Bunun nedeni de bu okullarda okuyan  ve çoğu daha sonra İtalyan yeni gerçekçi akımını oluşturacak yönetmenlerin resmî ideolojiye karşı olmalarıdır. Öyle ki bu yönetmenlerin çoğu politik olarak da örgütlü  olup, faşizme karşı faal olarak da savaşan insanlardı. İşte İtalyan yeni gerçekçi akımını diğer sinema akımlarından ayrılmasına neden olan da bu faktördür.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Almanya’da ortaya çıkan Alman dışavurumcu akımı aynı şekilde savaş ortamını yaşayan bir ülkede ortaya çıkmasına rağmen sanata yansımaları İtalyan yeni gerçekliğinden farklı olmuştur. “Dışarıdaki bilgiler yanlış çünkü bize acı veriyor. Öyleyse gerçek bizim içimizde.” diyerek tamamen kendi içsel süreçlerine dalan ve sürrealist bir noktaya çıkan bu sinema daha soyut bir düzlemde kalmıştır. Ancak İtalya’da bunun tam tersi bir süreç yaşanmış ve “Bizlere acı veren dışarıdaki gerçekliktir.” olgusuyla kamera sokağa çevrilmiştir. İşte sinemayı daha gerçekçi düzleme çekende, buradaki yönetmenlerin Marksist ideolojiye  sahip olmalarından kaynaklanmaktadır. İtalyan Yeni Gerekçilik akımının ilk filmi kabul edilen Vittorio de Sica’nın   ‘Bisiklet Hırsızları’ adlı filmi aslında bu akımın sanata ve topluma bakışını çok iyi anlatmıştır. Filmde bir işçi, oğluyla birlikte bütün gününü  çaldırdığı bisikleti arayarak geçirir. Zira bisiklet yeni bulduğu işinin bir parçasıdır. Bisikleti bulamazsa yeniden işsiz kalacaktır ve işsizlik açlık demektir. Sonuç vermeyen çabalarından sonra, baba çareyi başka bir bisiklet çalmakta bulur ve oğlunun gözünde basit bir hırsız konumuna düşmenin utancını yaşar. Filmde anlatılmak istenen şey çok açık ve basittir: “Yoksullar hayatta kalabilmek için, birbirlerinden bir şeyler çalmak zorundadır.” Film savaş sonrası İtalya halkının yaşadığı yoksulluğu çok başarılı bir şekilde vermiştir. Nitekim o dönem İtalya halkı işsiz ve açtır. Sokaklarda  işsiz kalmamak için bisiklet çalmak zorunda kalan yüzlerce Antonio vardır.

Faşist iktidarın son bulmasıyla birlikte, sinema  kendini sokağın gerçekliğinde bulmuştur.

İtalyan sineması artık  ne Hollywood’un toz pembe yaşamını ne de Mussolini’nin faşist diktatörlüğünü anlatacaktı. Gerçek dekorlarda, profesyonel olmayan oyuncularla çekilen bu filmlerde, sessiz sinemada pahalı olan görsel efektler (yansımalar, deformasyonlar, bindirme) reddedilmiştir. Çok düşük bütçelerle çekilen bu filmlerde  kamera hareketleri de olabildiğine özgür bırakılmıştır. Roberto Rossellini’nin 1944 yılında yaptığı “Roma Açık Şehir” filmi İtalyan Yeni Gerçekçi akımının yukarıda da saydığımız özelliklerini en açık şekilde yansıtan filmlerden biridir. Film bir rahip ile bir komünist partizanın direnişlerini konu alır. Roma’nın hâlâ Almanların  işgali altında olduğu bir zamanda geçer. Film profesyonel olmayan oyuncularla ve gerçek mekânlarda çekilir. İtalyan Yeni Gerçekçiliği içinde yer alan bir başka önemli film ise Luchino Visconti’nin “Yer Sarsılıyor” filmidir. Küçük bir Sicilya köyünde yaşayan bir balıkçının, balık tüccarlarına karşı yaptığı ekonomik  mücadeleyi  konu alır. Filmde çekimler genelde sabit çerçeve içinde  olmaktadır. Visconti bu yöntemle, insanlar ve nesneleri bir çerçeve içine sokarak, yerlerini almalarını sağlamıştır. Uzun planlardan oluşan bu çekimlerde, kuşkusuz ulaşılmak istenen hedef, her kişiyi içinde bulunduğu koşullar içinde en iyi şekilde vermektir. Visconti bu durumu kendi cümleleriyle şu şekilde anlatmaktadır: “Eğer balıkçı bir sigara yakıyorsa bizimle bir şey paylaşmamaktadır. Biz sadece tüm olayı görürüz.” Gerçek yaşama olabildiğine sadık kalarak, geleneksel montaj tekniğini reddeden Visconti’nin  filmi sıkıcı bulunmuştur. Ancak hiçbir ticari ve estetik kaygıyla çekilmeyen Yer Sarsılıyor filmini şekillendiren kendi komünist kimliği olmuştur.

Yeni  Gerçekçi akımın öncü sanatçılarından Cesare Zavattini, Yeni Gerçekçiliğin sinemada “öykü” anlatma zorunluluğunu kaldırdığını söyler. Bundan dolayı Yeni Gerçekçiliğin en önemli özelliği gerçeğe bakmayı öğretmesidir. Zaten bu akımın başlıca işlevi de izleyiciyi heyecanlandırmak ya da tiksindirmek değildir. Sadece onu, kendisinin ya da başkasının yaptığı şey üzerine yani katıksız gerçeklik üzerine düşünmeye yöneltmektir.

Eğer Hollywood sinemasının çokça yaptığı gibi amaç  bir öykü anlatarak, izleyiciye güzel hayaller kurdurmak olsaydı, Bisiklet Hırsızları’nın Antonıo’su filmin sonuna kadar bisikletini arar ve en sonunda onu bulurdu. Ama gerçeklik bu değildir. Gerçeklik Antonio’nun aç kalmamak için bisiklet çalmak zorunda kalmasıdır tıpkı  onunkini çalan diğerleri gibi.

Ülkemizde de Yılmaz Güney filmlerinde etkilerini gösteren İtalyan Yeni Gerçekçilik akımı sanatın değiştirme ve dönüştürme işlevine inanan  yürekli yönetmenlerin elinde bir döneme damgasını vurmuş ve kendinden çok uzun yıllar sonra da birçok ülkede etkilerini göstermiştir.

2006 - 2010 Sanat Cephesi
Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı