Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı
Sanat Cephesi
Ana sayfa
Sanat Cephesi Arşivi
Sanat Cephesi Arşivi-PDF Dosyalar
Kitaplarımız
Bağlantılar
İletişim

E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.



Etkinlik - Duyuru
Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı


Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Avni Memedoğlu
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Sharbat Gula
Sharbat Gula
Karmat ile Arbatan
Karmat ile Arbatan
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansı Tebliğleri
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansi Tebligleri
Merhaba
Sanat Cephesi

Merhaba,

Üçüncü sayımız baharın tüm sıcaklığını üzerinde taşıyarak dostlarına merhaba diyor. 8 Mart, 21 Mart ve 1 Mayıs gibi enternasyonal ölçekte önemli günlerin mücadele birikimi bizi sarıp sarmalayan ve heyecanlandıran. Geçen sayımızdan bu yana emek ve özgürlük mücadelesi anılan bu günlerin dışında da coğrafyamızda sürdü, sürüyor. İşçi sınıfı ve emekçi halkların haklı talepleriyle, kütlesel çıkışlarıyla alanları fethetmesi bizi yakından ilgilendiriyor. Çünkü Sanat Cephesi Dergisi bilinçli seçimini bu yolda yapmıştır. Yani taraftır.

Hükümetin 4-C uygulamasına karşı bizim komünarlarımız olan TEKEL işçilerinin sistemin başkenti Ankara’da kurduğu çadırlardaki sobanın alevi hepimizi ısıttı. Eylem neredeyse toplumun tüm ilerici kesimlerini hareketlendirdi. TEKEL işçileriyle tiyatrocular, şairler, fotoğrafçılar, müzisyenler başta birçok sanatçı dayanışma etkinliği yaptı. İşçi sınıfının kararlı eyleminin öğrencisi oldu. Sanat Cephesi Dergisi çalışanları da bulundukları bölgelerde işçi sınıfının bu anlamlı eyleminin içindeydi.

Coğrafyamızda değişmez gündemler var: Sistemin NATO’cu politikalarının yarattığı işsizlik, pahalılık, kriz, Ulasallık-Sınıfsallık temelindeki dinamiklerinin eylemleri, iş kazaları, hak ihlalleri, ırkçı höykürmeler, F Tipi uygulamaları, hukuksuzluk, “faili meçhul”ler, keyfî ve fiilî infazlar gibi. İş kazaları / katliamları birçok haksızlıklar gibi nerede ise artık basında haber olarak bile çıkmıyor. Sadece ölen sayısı maden kazalarında olduğu gibi onları bulursa haber olabiliyor.

Aralık 2009’da 19 işçinin hayatını kaybettiği Bursa’daki maden faciası / katliamı sonrası arkadaşımız Salman Bağbancı, Yerde Kalmasın adıyla bir öykü yazmıştı. Öyküyü ikinci sayımızda değerlendiremediğimizde: “Güncelliği gidiyor keşke değerlendirsek” diye hayıflanırken bu sefer Balıkesir’in Dursunbey ilçesindeki maden ocağında meydana gelen patlamada yine onlarca insanımız öldü. Ve böylelikle Türkiye’de maden kazasının / katliamının değişmez bir gündem olduğunu unutmamak gerektiğini bilincimize kazıdık. Türkiye Taşkömürü Kurumu istatistik verilerine göre, kömür ocaklarında 1955 ile 2009 yılları arasındaki iş kazalarında yaklaşık 2.700 işçi ölmüş, 326 bini aşkın işçi de yaralanmış olduğunu mutlaka söylememiz gerekiyor. Bu açıdan üçüncü sayımızın kapağına bir madenci resmi koymayı uygun gördük. Sovyet ressam Boris Wladimirski’in 1929’da yaptığı Madenci adlı tablosu kapak resmimiz oldu. İş güvenliğinin, sosyal güvencenin olmadığı ve çok düşük ücrete çalışan milyonlarca emekçi var. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre yaklaşık 21 milyon çalışandan 9 milyon sigortasız ve sendikasız çalışıyor (Radikal, 17/04/2010). SSK istatistiklerine göre iş kazaları sonucunda Türkiye’de her gün ortalama 3 işçi yaşamını yitiriyor. Ve TÜİK’in işsiz sayısını 3.6 milyon olarak açıklamasına karşın, hesaplamalara göre gerçek işsiz sayısı 6.7 milyon kişiyi buluyor (or (Taraf, 19.04.2010). Türkiye’de çalışma hayatının ne durumda olduğu burjuvazinin kendi verilerinde bile açıkça görülebiliyor. Bir yanda küresel ekonomik kriz derinleştikçe ivme kazanan emek mücadelesi ve onun bir öğrencisi olmak isteyen devrimci sanatçılar diğer yanda başbakanın Dolmabahçe Sarayı’nda sistemle somut bir çelişkisi bulunmayan burjuva sanatçılara verdiği kahvaltılara katılmak için sıraya girenler. 

Başbakan müzisyenleri, sinemacıları ve edebiyatçıları ayrı ayrı Dolmabahçe Sarayı’na çağırdı, “Demokratik açılım”ın nimetlerini anlattı. Özünde bu toplantılarda sanatçılara resmî ideolojiyi günümüzün ihtiyaçlarına göre yeniden işleyin, ekonomik krizin ağır faturası ile emek sömürüsünü gizleyin deniliyor. Toplantı sonrası katılanların tekmil verircesine benzeri şeyleri ifade etmesi ödevlerini aldıklarını gösteriyor. Hükümet kaybolan kitle desteğini sanat aracılığıyla yükseltmek ve sanatçıları vitrin malzemesi olarak kullanmak istiyor. Diğer taraftan sinemalarda arkası arkasına “vatan millet Sakarya…” veya “ulu önder” temalı filmler gösterime girdi, milyonları bulan izleyici topladı. Bu filmlere gitmek ilk ve orta okullar için sosyal etkinlik haline getirildi. Sanatçı geçinenlerin aracılığıyla kitlelerin bilinçaltına “milliyetçilik” bir kez daha zerk edildi.

Son dönemde uluslararası yarışmalarda Türkiye kökenli filmlerin ödül aldığını görüyoruz. Gerek yerel, gerekse uluslararası ödül kurumları yaptıkları etkinliklerde kendi sanat anlayışlarına uygun -özellikle nihilist olanları- ürünleri öne çıkarıyor. Şatafatlı reklâmlarla ödüllü eserlerin pazarlaması yapılıyor. Ödül ve sponsorluk kurumlarının nasıl bir sansür ve denetleme mekanizması olduğunu biraz sınıf bilinci olan herkes biliyor. Sponsorluk kurumları sanatın tüm alanlarında belirleyici konumda; bir bakıyorsunuz bir bira tekeli K. Marx’ı anlatma iddiasındaki (ve bu arada anti-Stalinizme de göz kırpmayı da ihmal etmeyen) bir tiyatro oyununa (Marx’ın Dönüşü, Genco Erkal, Dostlar Tiyatrosu) sponsor, bir bakıyorsunuz bir konsere ya da sergiye… Her halde tekelci sermaye babasının hayrına sponsor olmuyordur. Bizi kaygılandıran kendine sosyalist diyen birçok kişi ya da kurumun bu sponsorluk tuzağını deşifre etmemiş olmaması. Yoksa herkes işini yapıyor, sınıfsal rolünü oynuyor.

Muhalif, ilerici sanatçılara her zamanki hukuki, malî ve fiziki yasaklar artarak devam etti. Basından açılan dava ve verilen cezalara dair kısa iki örnek aldık: “Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, katıldıkları kültür-sanat etkinliklerinden dolayı haklarında açılan dava kapsamında Bahar Kültür Merkezi (BKM) üyesi 13 tiyatrocu ve müzisyen hakkında, ‘5 yıl boyunca hiçbir sosyal ve sanatsal etkinliğe katılamazlar’ kararını verdi. Yargı kıskacındaki BKM üyesi 13 sanatçı hakkında 10 ay hapis cezası istenirken, 4 yılda açılan 70 dava ise devam ediyor.” (Evrensel 10/04/2010 ). “Pınar Sağ, geçen yıl 29 Mart yerel seçimleri öncesinde, Tunceli Bağımsız Belediye Başkan adayı Murat Kur’un seçim mitinginde verdiği konser arasında yaptığı konuşma nedeniyle mahkemelik oldu. Pınar Sağ hakkında soruşturma başlatarak, ‘Faşist iktidara karşı her zaman dik durmuş Kaypakkaya’nın yoldaşlarına’ sözleriyle ilgili hakkında dava açtı. Pınar Sağ ve Mehmet Özcan hakkında hazırlanan iddianamede, ‘terör örgütünün kurucusu ve yöneticisi İbrahim Kaypakkaya’yı övdükleri’ iddiasıyla TCK’nın 215’inci maddesinde yer alan ‘suç ve suçluyu övme’ suçundan 2 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmaları istendi.” (Radikal, 04/02/2010).

Egemen sınıfın muhalif, ilerici, devrimci, sosyalist gerçekçi sanatçıları susturmak istemesi ne ilk ne son… Yenidal Resim Grubunun 1961 Nisan’ında İstanbul’da açtığı sergiye dava açılmıştı. 18 Temmuz 1961tarihli T. C. İstanbul Örfî İdare Kumandanlığı Bölge Adli Âmirliği’nin kararının başında “Yukarıda adları geçen ressamların vücuda getirdikleri resimler hakikaten menşei Sovyet Rusya’da olan sosyal realizm cereyanının esaslarına uygundur. Resimde sosyal realizm cereyanını Fransa’da temsil eden komünist sanatkârlar dahi aynı şekilde ve istikamette resim yapmaktadırlar. Teşhir edilen resimler ile Fransa’da komünistlerin yaptıkları resimler arasında dikkate şayan benzerlikler vardır.”  tespiti yapılıyor, Emeğin Ressamı Avni Memedoğlu için verilen kararda “Bu sanığın 9 numarayı taşıyan tablosu halkı askerlik hizmetinden soğutucu mahiyette görülmüştür. Hareketi T.C.K.nun 155’inci maddesine uygun düştüğü gibi örfi idare kanununun 6’ncı maddesi icabı Askerî Ceza Kanununun 96. maddesinin 2 nci fıkrasına da uygun mütalaa edilmiştir.” deniliyordu. (Dr. Çetin Yetkin, Siyasal İktidar Sanata Karşı, Bilgi Yayınevi, 1970, s. 234-260) “Şimdi demokratikleştik artık günümüz başka” diyenlere soralım: Avni Memedoğlu davası ile yukarıda bahsedilen davalar arasında ne fark var? Burjuva demokrasisinde (olmayan demokrasicilik oyununda) özgürlükler yine kendileri içindir, gerisi lâf-ü güzaf.

Sosyalist gerçekçi sanatın bu coğrafyada kök salması, filizlenmesi ve çiçeklenmesi uzun erimli ve emek isteyen bir süreç, bu sürecin bir parçası ve kurucusu olan Nâzım Hikmet’in 1955’te yazdığı Yapıyla Yapıcılar şiirinden bir bölümle sözlerimizi tamamlamak istiyoruz.

 

Türkü söyler gibi yapılmıyor yapı.

Bu iş biraz daha zor.

Zor mor ama

            yapı yükseliyor, yükseliyor.

Saksılar konuldu pencerelere

                               alt katlarında.

İlk balkonlara güneşi taşıyor kuşlar

                               kanatlarında.

Bir yürek çarpıntısı var

her putrelinde, her tuğlasında, her kerpicinde.

Yükseliyor

                 yükseliyor

yükseliyor yapı kanter içinde.

 

 

 

            Sanat Cephesi

 Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi

2006 - 2012 Sanat Cephesi
Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı