
Estetik deyince genellikle güzellik akla gelir. Elbette ki estetik, güzellikle de ilgili bir kavramdır. Ancak salt güzellikle sınırlı olmayan bir kavramdır. Estetik kavramı daha geniş alanı kapsayan bir kavramsallaştırmadır. Güzellik görecelidir. Aynı zamanda çeşitlilik arz eder. Doğal güzellik başka bir şeydir. Sanatsal güzellik ise daha başka bir şeydir. Estetik, salt biçimsel güzelliği ifade etmez. Biçim-içerik, maddî-manevî, etik vb. içinde barındıran bütünsel bir güzelliği ifade eder. Estetik, yaşamsal gerçekliğin kavranmasını ve bunun sanatsal üretiminin bütünsel yöntemini kapsar.
Bir bilim olarak “estetik”e sanatsal etkinlik felsefesi, ya da sanatsal faaliyetin nasıl yapılacağını gösteren şeydir diyebiliriz. Sanatsal faaliyette neyin güzel olduğunu, ya da neyin güzelleştirilmek istendiğini ancak estetik ile anlayabiliriz.
Estetik kavramı kelime kökü olarak Yunanca “aisthesis”den gelmektedir. Estetik kavramının literatüre girmesi 1750’lerde Alman filozof A.G. Baumgarten sayesinde olmuştur.
Sanatsal faaliyet, insanın biyolojik ihtiyaçlarından kendisini kurtarması sonucunda gelişmiştir. Bu nedenle Gorki sanatı; “iki ayağı üzerine dikilen insana verilen bir baston” olarak tarif eder.
Salt maddî ihtiyaçların karşılanması amacıyla üretilen şeyler sanatsal yapıt kategorisi içinde değerlendirilemez.
Gelişmekte olan sınıfın teorisini üreten Marx-Engels, sanat ve estetik üzerine kapsamlı bir yapıt yazmadılar. Yalnızca bazı edebiyatçıların onlara göndermiş oldukları eserleriyle ilgili eleştirel değerlendirmelerde bulundular. Dostlarıyla yazıştıkları mektuplarında sanat ve estetik konusuyla ilgili parça parça bazı değinmelerde bulundular. Onlar, öncelikli iş olarak kapitalizmin ekonomik yapısını tahlil etmeye giriştiler. Ömürleri ancak bunu gerçekleştirmeye yetti. Marx-Engels’in sanat estetik üzerine kapsamlı bir yapıt yazmamış olsalar da, bu parçalı değinmelerinden ve geliştirdikleri Marksist yöntemden konuyla ilgili bakış açılarını ortaya çıkartmak mümkündür.
Sanat ve estetik, politikadan ve dolayısıyla da toplumdan bağımsız ele alınamaz. “Sanat ve estetiğin politikadan ayrı olduğunu” söylemek veya başka bir değişle; “sanat sanat içindir” demek de bir politik tutum almak anlamına gelir. Sınıflı bir toplumda sanat ve estetiğin politikadan bağımsız olma şansı bulunmuyor. Gerçekleştirilen sanatsal faaliyetin, bu koşullar altında, belli bir sınıfın çıkarına hizmet etmesi istek ve iradeden bağımsız bir şeydir.
Güzelin ne olduğunu nasıl tespit edeceğiz? Genellikle insana haz veren, belli bir uyumluluk sergileyen şeyler güzel olarak görülür. Doğal güzellik kapsamına girse de bunda bile güzellik tarifi, söz konusu değerlendirmeyi yapan insanların içinde bulundukları çevresel koşullara ve o güne kadar edinmiş oldukları kültürel şekillenmeye göre değişiklik gösterir. Bir köylüye göre güzel kadın biraz yapılı olandır. Bir şehirli için ise güzel kadın daha ince yapılı olandır. Sürekli elma ağaçlarının içinde yaşayan biri için elma ağaçlarının güzelliği veya çirkinliği; dışında yaşayan birinin değerlendirmesinden farklı olacaktır. Gökyüzünü sürekli gören biri için gökyüzünün güzelliği, gökyüzünü sınırlı olarak görebilen birinden farklı olacaktır.
Sanatsal güzelliği tespit etmek ise sanat bilgisine sahip olmayı gerektirir. Sanat bilgisine sahip olduktan sonra güzeli tarif etmek kişilerin sınıfsal yapısına, amaçlarına göre değişiklik gösterir. Doğal güzelliği tespit ederken de sınıfsal farklılık rol oynar. Fakat sanatsal güzelliği tespit etmek için sınıfsal farklılık daha fazla kendisini hissettirir.
Bir sanat yapıtı mevcut sınıflı kapitalist toplumu iyi, güzel olarak estetize edebilir. Bu sistemden nemalanan sınıf için bu faydalı bir şeydir. Ancak kapitalist sistemden zarar gören sınıf için bu sanat yapıtı güzel, iyi değildir. Tam tersine çirkindir, işçi sınıfının mücadelesini, grevleri vb. iyi, güzel gösteren bir sanat yapıtı da sermaye sahibi için çirkin olarak görülecektir.
Sanat yapıtının hangi sınıfı veya hangi sistemi anlattığı önemli değildir. Önemli olan o yapıtın hangi sistemi güzel ve olması gereken bir şey olarak anlattığıdır. İşçi sınıfının sosyalizm için mücadelesinin haklılığını, güzelliğini ya da gerekliliğini anlatabilmek için; burjuvazi veya kapitalist sistem sanat yapıtının konusu olarak seçilebilir. Önemli olan bu konunun hangi estetik anlayışa göre işlendiğidir. Sınıfsız toplum için mücadele edenleri sanat yapıtının konusu yapan bir sanatçı, bu konuyu işlerken, mücadelenin uzak durulması gereken bir şey olduğu yönünde mesajlar verebilir. Söz konusu sanatçı, çöküntüyü, açmazı, yenilgiyi, bunalımı iyi ve güzel olarak anlatıp önerebilir.
Yenilgi, bunalım, çöküntü dönemlerinde de bu olumsuz koşullar içinden nasıl çıkılabileceğini işaret eden sanat yapıtları üretilebilir. Güzel olan bir gelecek düşü bu olumsuz koşullar içinde nüve olarak üretilebilir. Güzel bir düşün peşinden koşmak insanca bir eylem olarak anlatılabilir.
Sanat faaliyeti de dünyayı anlama ve dünyayı değiştirme eylemlerinden biridir. Fakat sanat faaliyetinin, bilim veya politikadan daha farklı özgün yanları vardır. Sanat faaliyetinde dünyaya daha geniş ve daha esnek bakmak gibi bir özgünlük vardır. Sanatsal üretimde tespitler ve çözümler bir tepsinin içinde sunulmaz. Kuşkusuz sanat üretimi propagandayı da içerebilir. Ancak bunu çıplak ve kaba bir biçimde değil, kendine has daha dolaylı bir biçimde yapar.
Sanat sadece yansıtma değildir. Sosyalist gerçekçi akımın sanatı yansıtma olarak tanımladığı iddia edilmektedir. Bazı dönemlerde sanata “dar yaklaşıldığı” olmuştur. Fakat bir bütün olarak sosyalist gerçekçi sanat akımının sanatı sadece yansıtma olarak tanımladığını iddia etmek haksız bir değerlendirmedir. Ki sosyalist gerçekçilik kendisini burjuva eleştirel gerçekçilikten tam da bu nedenle ayırmıştır. Sosyalist gerçekçilikte gerçeğe teslim olmak yoktur. Bu nedenle gerçekliği taklit etmek veya gerçekliği yansıtmak gibi bir yöntem izlemez. Aslında gerçekliği birebir taklit etmek de pek mümkün değildir. Aynadan yansıtılan veya fotoğrafla yansıtılan şey bile gerçekliğin aynısı olmaz.
Ekim Devrimi öncesi ve sonrasında olduğu gibi günümüzde de burjuva kalemşorlar ve kimi “sol”lar Lenin’in 1905 yenilgisi döneminde yazdığı, “Parti Teşkilâtı ve Parti Edebiyatı” başlıklı yazısından yola çıkarak sosyalist gerçekçiliğin sanatçı özgürlüğünü kısıtladığı iddiasındadır. Oysa Lenin, söz konusu bu yazısında sanatçının taraf olması gerektiğinden söz etmiştir. Çünkü 1905 yenilgisinden sonra toplumu yozlaşmaya, bunalım ve çıkışsızlık içinde yaşamaya teşvik eden yazarlar-sanatçılar türemişti. Bunlar çöküntünün estetiğini yapmaktaydılar. Bu sürecin aşılması gerekirdi. Lenin bu yazıyı yazarken bu durumu göz önünde bulundurmuştur. Emekçi sınıfı geriye doğru çeken, onları mücadeleden alıkoyan, bunalıma sevk eden yazar ve sanatçıların yaptığı etkinin kırılıp aşılması gerekirdi. Bunun gerçekleşmesi için de devrimci sanatçıların bir örgütlülük içinde hareket etmesi daha etkili olacaktı. Öyle de oldu. Tarih 1908’lere geldiğinde artık toplum Arzybaskhev gibi insanları yozlaşmaya, çöküntüye, bunalıma teşvik eden yazarların eserleri artık rağbet görmez olmuştu.
Sosyalist gerçekçi sanatçılar, sanatı bütün yönleriyle tartışmışlardır. Oluşturulan sanat kurumları, dünyadaki tüm sanat akımlarını; hatta tüm sanatçıların eserlerini inceleyip gerekli çözümlemeleri yapmışlardı. Durum böyle iken sosyalist gerçekçiliğin sanat ortamını kuruttuğunu söylemek haksız bir değerlendirme olmaktadır.
Bugün de aslında sürecin yenilgi süreci olduğu ortadadır. Yenilgi dönemlerine özgü kötümserlik, bunalım, çıkışsızlık içeren sanat yapıtları piyasayı adeta ele geçirmiş durumdadır. Sosyalist gerçekçilik ise “ölü köpek” muamelesi görmektedir. Peki, bu durumda yapılması gereken şey nedir?
Çöküntünün estetiğini yapan sanatçılara karşı, slogancı bir sanat faaliyetiyle karşı koymak baltayı kendi ayağına sallamak olacaktır. Ki Marksist estetik, slogancılığı, abartıcılığı, gereksiz yere kahramanlaştırmayı sanat yöntemi olarak uygun görmemiştir. Gerek Marx-Engels, gerekse de Lenin, kaba yöntemlerle sanat faaliyeti yapmak isteyen sanatçıları eleştirmişlerdir. Örneğin Mayakovski’nin 150.000.000 şiirine Lenin’in yaptığı eleştiriler. Marx-Engels, devrimci önderlerin resimlerinin abartılmış, tanrılaştırılmış biçimde değil de “sağlam, Rembrandtçı renklerle” yapılmasını önermişlerdir. Lenin, Gorki’nin kahramanları öne çıkaran oyunların oynanması amacıyla açmak istediği tiyatro projesine karşı çıkmıştır.
Sanat üstyapısal bir ögedir. Üretim araçları ya da teknoloji geliştiği zaman sanatta gelişir gibi bir düz mantık yanılgılı sonuçlar çıkarmaya yol açar. Altyapı en üst düzeyde gelişmiş olmasına karşın sanatta bir ilerlemeden söz etmek pek olanaklı değildir. Antik sanat veya gerçekçiliğin üretmiş olduğu sanat estetiği ile kıyaslandığında, emperyalist küreselleşme döneminin sanat ortamı daha geri durumdadır diyebiliriz.
Mevcut sanat ortamı, insanları gerçeklikten kopartarak sanal bir yaşam ve sanal bir algılayış içine sokmaktadır. Fiziksel bağımlılıklarından koparak sanatta gelişme kaydeden insan, yeniden fiziksel bağımlılıklarına geri döndürülerek sanat ve estetik algıları zayıflatılmaktadır. Güzeli tespit etmek; karın doyurma, haz alma, para kazandırma, adrenalin salgılama vb. gibi bireysel açıdan faydacı ölçülere tabi kılınmaktadır.
Sanatçı tıpkı bir meta üretimindekine benzer piyasa koşullarına göre ürün üretmek ve o ürünü pazarlamak için gerekli olan reklam vb. yöntemlere başvurmaktadır. Sanatçı finansörü, sponsoru olan firmanın belirlediği ölçülere göre ürün vermek zorunda bırakılmaktadır. Sanat ve estetik ölçüleri sermaye, devlet ve kapitalist pazar tarafından belirlenmektedir.
Sanat faaliyeti toplumla ilgili bir şeydir. Toplum dışı bir ortamda sanat diye bir şeyden söz etmek olanağı yoktur. Sınıflı toplum öncesinde insan topluluklarının ilksel sanatsal etkinlikleri, toplumun tamamına dönük olarak yapılmaktaydı. Dolayısıyla, sanatsal etkinlikler elit bir kesimin ilgi alanıyla sınırlı değildi. Sanatsal faaliyetlere tüm toplum bireylerinin katılma imkânı vardı. Güzelin tarifinde ortaklaşabilmek daha fazla olanaklıydı.
Sanatta profesyonelleşme sınıflı toplumlar döneminde ortaya çıktı. Böylelikle sanatsal faaliyet toplumun çoğunluğunun ilgi alanının dışına çıkmış oldu. Güzellik tanımı da hâkim sınıfın koşulladığı ölçülere göre belirlenmeye ve tüm topluma dayatılmaya başlandı.
Bizim için güzel olan; sınıfsız topluma varma idealine uygun olandır. Fiziksel orantılılık, sağlıklı olmak vb. de bir güzellik ölçüsüdür. Ancak bu yalnızca dış görünüşle sınırlıdır. Estetikten söz edeceksek güzelliği bütünsel olarak ele almak zorundayız.
Sınıfsız topluma varmak amacıyla yürütülen mücadele aynı zamanda insanı ve genel olarak hayatı güzelleştirme mücadelesidir. Kapitalist sisteme övgüler düzen bir sanat yapıtı bizim için güzel değil çirkindir. Sömürü üzerine kurulmuş olan kapitalist sistem, insanı ve ona bağlı olan tüm güzellikleri parçalayıp değersizleştirmektedir. Kapitalist sistem dostluk, aşk ve insanca olan adına ne varsa bunları değersizleştirmektedir. Kapitalizme karşı mücadeleyi imkânsız gören, mücadeleyi değersiz gören, insanı bu sisteme teslim olmaya davet eden sanat yapıtları bizim için güzel değildir. İnsanın bunalımlar içinde debelenmesini öven, aşksızlığı öven, çöküntüyü iyi güzel gösteren sanat yapıtları bizim için güzel değildir.
Koşullar ne kadar aleyhte olursa olsun, isterse her tarafı bataklıklar kaplasın; bizim için güzel olan o bataklığa razı olmak değildir. O bataklığın içinden çıkmak için, bataklığın içinde çiçek yetiştirerek o bataklığı kurutmaya uğraşmaktır bizim için güzel olan.
Sınıfsız toplum mücadelesi yürütenleri kaba bir şekilde kusursuz göstermekte estetik değildir. Mücadelenin eksiklerinin nasıl aşılabileceğini arayan sanat yapıtları bizim için daha faydalıdır. Fakat sınıfsız toplum idealiyle mücadele yürütenlere karşı, kişisel travmalarından, kişisel yetmezliklerinden, ideolojik-politik-örgütsel-estetik yetersizliklerinden, bilinçli olarak safını değiştirmekten kaynaklı olarak soldan çıkanların çamur atan sanat yapıtları güzel değildir.
01 Nisan 2010
2 Nolu F Tipi Cezaevi, Kandıra / Kocaeli