Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı
Sanat Cephesi
Ana sayfa
Sanat Cephesi Arşivi
Sanat Cephesi Arşivi-PDF Dosyalar
Kitaplarımız
Bağlantılar
İletişim

E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.



Etkinlik - Duyuru
Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı


Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Avni Memedoğlu
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Sharbat Gula
Sharbat Gula
Karmat ile Arbatan
Karmat ile Arbatan
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansı Tebliğleri
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansi Tebligleri
Sosyalist Gerçekçilik ve Sorunlarımız
İsmail Hardal

Gerçeklik ile gerçekçilik arasındaki ayırım yapılmadan, burjuva eleştirel gerçekçilik ile sosyalist gerçekçilik arasındaki ayrımı yapmak da zorlaşmakta ve farklılıkları silikleşmektedir.

Her sanatsal, estetiksel esere “gerçekçi” etiketinin takılması, nesnel gerçekliğe hangi yöntemle yaklaşıldığını gölgelemekte, doğal gerçekçilik (natüralizm), burjuva eleştirel gerçekçilik, sosyalist gerçekçilik arasındaki temel ayrımı flulaştırılmaktadır.

Yazarın, sanatçının nesnel gerçekliğe yöntemsel yaklaşımı belirlenmeden yapılacak her türlü etiketlemeler ve değerlendirmeler, ya bilimsel bir sınıflandırma yapmayı engellemekte ya da çarpık bir sınıflandırma yapmaya yol açmaktadır.

Sanat, estetik alanında bilimsel bir sınıflandırma yapabilmenin ön koşulu ise gerçekçiliğin tarihini ve evrimini inceleyip, günümüzdeki durumunu gözler önüne sermekle mümkün olur. Bu bilimsel sınıflandırma üzerinde yaşadığımız coğrafyada habire yapılabilmiş değildir. Bilimsel sınıflandırmanın yapılabilmesi için sosyalist gerçekçiliği savunan sanatçı ve çevrelere önemli görevler düşmektedir. Coğrafyamızdaki sosyalist gerçekçi sanat, estetik akımının çözmesi gereken en acil sorunlardan birisi budur.

 

Gerçekçiliğin Tarihine Bakmak…

Gerçekçiliğin tarihine baktığımızda gerçekçilik doğal gerçekçilik, burjuva eleştirel gerçekçilik ve sosyalist gerçekçilik olmak üzere üç ana akıma ayrılmaktadır.

Doğal gerçekçiler, nesnel gerçekliğin olduğu gibi yansıtılmasıyla yetindikleri için, nesnel gerçekliği yeterince yansıtamadıklarının farkına varmışlardır. Nesnel gerçekliği olduğu gibi yansıtma kaygısı (doğaya, topluma ayna tutma), dışsal bir anlatıma, tasvire yol açmakta, bu durum yazarın, sanatçının nesnel gerçekliğe müdahalesini engeller hale getirmektedir. Doğal gerçekçiler bu durumun farkına varmışlardır. Dönemin yazarları, sanatçıları, bu durumdan kurtulmak için özellikle edebiyatta, romanda kahraman tipinin ortaya çıkarılması çalışmasına yöneltmiştir. Doğal gerçekçiliğin sınırlılığından doğan nesnel gerçekçiliğe müdahalenin zorlukları ve sınırları, kahraman tiplemesinin yaratılmasıyla ortadan kaldırılmıştır. Bu durum, burjuva eleştirel gerçekçiliğine doğru geçişi ve gelişimi başlatmıştır.

Yazar, sanatçı, kahramanı/tipleri, nesnel gerçekliği anlatırken/tasvir ederken, kahraman/tiplemeden yararlanarak öznel yargılarını da (nesnel gerçekliğe müdahale ederek) kullanmaya başlamıştır. Yarattığı kahraman/karakter/tipleme sayesinde salt nesnel gerçekliği aşan bir durum ortaya çıkarmıştır. Bu durum zorunlu olarak nesnel gerçeklikten gerçekçiliğe/burjuva eleştirel gerçekçiliğine geçişi koşullamış, kolaylaştırmıştır.

Bir başka ifade ile, nesnelliğin gerçekliği ile öznelliğin gerçekliği buluşturulmuş, bu buluşma ile birlikte nesnel gerçekliğe müdahale edilip dönüşüme uğratılmış ve burjuva eleştirel gerçekçiliği ortaya çıkmış, gerçeklikten gerçekçiliğe geçilmiştir.

Doğal gerçekçiliğin temel anlatım biçimi dışsal anlatıma (tasvire) dayanmıştır. Dışsal anlatıma ek olarak, kahraman anlatılırken içsel anlatım da gündeme gelmiştir. İçsel anlatımla birlikte, yarattıkları kahramanları, karakterleri, tiplemeleri istedikleri biçime sokma olanakları doğmuştur. Bu yeni içsel anlatımın doğuşu, burjuva eleştirel gerçekçiliğinin olanaklarını genişletmiştir.

Dışsal anlatım, nesnel gerçekliği yansıtmaya, içsel anlatım nesnel gerçekliğe öznel müdahale etmeye olanak sağladığı için, öznel müdahale nesnel gerçekliği dönüştürmüştür. Öznel müdahale deneyimlerinin birikimi, burjuva eleştirel gerçekçiliğinin yöntemsel gelişimini de gerçekleştirmiştir.

Sosyalist Gerçekçilik, Burjuva Eleştirel Gerçekçilikten kahraman/karakter/tipleştirme mirasını alarak, geliştirmiş, dönüşüme uğratmış ve kendi bakış açısını oluşturmuş, kendi karakterini yaratmıştır.  Burjuva Eleştirel Gerçekçilikteki bireysel kahraman özellikleri geliştirilmiş ve hem yeni bireysel kahramanlar yaratılmış, hem de kolektif kahraman oluşturulmuştur.

Sosyalist Gerçekçilikteki kahramanlaştırmalarda sorunlar yaşanmış, yaşanan sorunlar sosyalist kuruculuğun yaşadığı sorunlarla paralellik göstermiş, sorunlara çözümler üretilirken “olumlu kahramanlar” oluşturularak, sorunlar aşılmaya çalışılmıştır.

Özellikle romanda nesnel gerçeklik estetize edilirken, bireysel kahraman-kolektif kahraman seçiminde ve oluşturulmasında, kolektif kahraman çok az işlenmiş, egemen eğilim olarak, bireysel kahramanlara yer verilmiştir.

Sosyalist Gerçekçi eserler diğer dillere çevrilirken, çevrilecek eserlerin seçiminde de ağırlıklı olarak bireysel kahramanın ve bireysel kahramanlıkların ağırlık verildiği eserler, belirli bir sistematikten, bütünsellikten ve disiplinden uzak olarak, sınıflar savaşımının belirli bir dönemi (devrim öncesi-iç savaş, kuruluş)  temel alınarak çevrilmiştir. Bu çeviri eserlerde bireysel kahramanlıklar idealize edilmiş, yüceltilmiştir.

Diğer yandan burjuva Eleştirel Gerçekçiliğinden miras olarak alınan, dönüştürülüp geliştirilen “eleştirellik” ögesi neredeyse unutulmuş ancak yıllar sonra Sosyalist Gerçekçilikte ön plana çıkmaya başlamıştır. Sosyalist Gerçekçilikte eleştirel ögenin geri plana itilmesi, nesnel gerçekliğin de etkisiyle geriye düşüşlere neden olmuş, bu durum sanatsal-estetiksel düzlemde ciddî bir yavanlığa yol açmıştır. Sosyalist Gerçekçilik, kapitalizmin, kapitalist toplumun, sınıflı toplumun uzlaşmaz temel çelişkisini/çelişkilerini estetize ederken, eleştirel ögeyi oldukça iyi değerlendirmiş, bu konuda oldukça yetkin, evrenseli kucaklayan, evrensellikle buluşan eserler vermiştir. Aynı eleştirel öge/eleştiri silahı sosyalist kuruculuk deneyiminde/sosyalist toplumda uzlaşır nitelikli çelişkiler estetize edilirken yeterince, yetkinliğince ve gereğince değerlendirilmemiş, kullanılmamıştır. Kuşkusuz eleştiri silahını kullananlar çıkmıştır. Ancak bu sanatçılar tekil örnek olmanın dışında ana bir eğilim olamamışlardır.

Bu tekil durumla ilgili olarak Sovyet Deneyimi’nden ilginç örneklerden birisi olan K. Simonov’u hatırlamakta yarar vardır. K. Simonov, 1954’te 2. Sovyet Yazarlar Kongresi’nde “Sovyetik yabancılaşma”nın farkına varmış ve bunu “Bunalım” olarak değerlendirip, çıkış yolu olarak da “Olumlu kahraman”ın “ortadan kaldırılması”nı  önermiştir. (Bkz. A. Mümtaz İdil, Sovyet Romanı, Yarın Yayınları, 1983, s. 104)

K. Simonov’un “olumlu kahramanın ortadan kaldırılması” önerisi bir gerçeği işaret ediyordu. Kahramanları sadece “olumlulukları” ile değil “olumsuzlukları” ile de vermek gerektiği gerçeğini.

Yaşanan deneyimlerden çıkarılan sonuç, Sosyalist Gerçekçilik sorunlarının tartışmalarındaki “Coşku-Bilinç” ilişkisinin yeterince sağlıklı kurulamadığını da gösteriyordu. “Coşkulardaki geçicilik, bilinçteki kalıcılık” bağının sağlıklı kurulamaması bir sorun olarak gündeme geliyordu. Coşkulardaki geçiciliğin kaynağı “Özdeşlemenin denetim altına alınamaması ve bunun katharsise/arınmaya yol açması; özdeşleşmenin katharsise yol açmasının engellenememesi”nden kaynaklanıyordu. Yaşanan Sovyet sosyalist gerçekçilik deneyiminde “coşkulara aşırı vurgunun ‘coşkuculuk’a dönüştürüldüğünü söylemek mümkündür. Coşkuculuk bilinci tali planda bırakıyordu. Yabancılaşmanın panzehirlerinden biri olması gereken bilinç, estetik, sanat düzleminin de itilimiyle sıçrama yapamıyordu. Coşkuculuk bilincin daha üst boyutta yeniden üretimini engelliyordu. Coşkuculuk sürekli kendini tekrar ediyordu. Uzlaşmaz çelişkili sınıflı toplumda ortaya çıkan yabancılaşma, uzlaşır çelişkili sosyalist toplumun ilk basamağında da bir çeşit “Sovyetik yabancılaşma” ortaya çıkıyordu. Emperyalizmin Ekim Devrimi’ni kuşatması ve bu kuşatmayı kabullenenlerin Marksist Eleştiri yöntemini sürekli kılamamanın bir tezahürü olarak bilim, estetik ve politikadaki tıkanma başka bir yazı konusudur. Burjuva kalemşorların bu tıkanmayı dillerine dolayarak Marksizm’e, Komünizme, Devrime ve Sosyalist Gerçekçiliğe çamur atmaya çalışmaları ancak bilimsel düşünceden nasibini alamamışları etkisine alabilir.

 

Coğrafyamızda Sosyalist Gerçekçilik Bir Akım Olarak Sürekliliğini

Niçin Sağlayamadı?

Coğrafyamızda Sosyalist Gerçekçilik bir akım olarak sürekliliğini niçin sağlayamadı? Sorusuna cevap için düşüncelerimizi kısa paragraflar olarak sıralarsak:

- Dünyadaki sosyalist gerçekçilik deneyiminin yaşadığı genel sorunlar ve onların sanata olan tezahürü,

- “Toplumsal gerçekçilik, toplumcu gerçekçilik, devrimci gerçekçilik, yeni-yenilikçi gerçekçilik, köy gerçekçiliği” vb. gibi burjuva eleştirel gerçekçilik akımlarının sosyalist gerçekçilik yerine ikame edilmek istenmesi,

- Sosyalist gerçekçiliğin tekil, bireyler üzerinden yürümesi ve bir akım olarak sürekliliğini örgütlü olarak sağlayamaması,

- Dünyada yaşanan sosyalist gerçekçilik deneyimlerinden yeterince yararlanılamaması,

- Sosyalist gerçekçiliğin bir örgütleyicisi olarak parti sanatının, partili sanatın coğrafyamızda hayat bulamaması (İşçi Sınıfı Partisi, sınıf, sanat, sanatçı ilişkisinin kurulamaması ve bundan kaynaklanan sorunlar),

- Egemen burjuva-resmî ideolojisinin (Kemalizmin) ve resmî tarihinin yaratmış olduğu monolitizm ve korporatizmin yol açtığı faşist uygulamalar, baskılar,

- Kuruluşundan bugüne kadar coğrafyamızdaki toplumsal muhalefet dinamiklerine neredeyse her 10 yılda bir burjuva devletin yaptığı müdahalelere gerekli ve yeterli karşılığın verilememesi,… gibi yukarıda ana hatlarıyla  sıralamaya çalıştığımız nedenlerden/etkenlerden dolayı ilerici ve Marksist entelektüel üretim ve yeniden üretim, Bilim Kurulu disiplini ve örgütsel güvenceden mahrum olarak tekil/bireyler üzerinden yapılmaya çalışılmış, bu çalışmalar hem verimli olmamış hem de muhataplarıyla buluşturulamamıştır. Hâl böyle olunca da Marksizmin “Teorik-Pratik Bütünlüğü ve Etkileşimi (Diyalektiği)” kurulamamıştır. Bu sorunun nelere yol açtığını görmek için  ilerici, devrimci, sosyalist, Marksist akımların düşünsel üretimlerine ve eylemlerine bakmak, bizlere “düşünsel-eylemsel kısırlaşma, çoraklaşma, çölleşme” konusunda yeterince veri sunacaktır/sunmaktadır.

 

Sosyalist Gerçekçi Ürün/Eser

Gerçekliğe hangi gerçekçilik yöntemi ile yaklaşılıyor ve hangi gerçekçilik yöntemi ile müdahale edilip dönüştürülüyorsa, ürünü/eseri o kategoriye koyup sınıflandırmak gereklidir.

Yazarın kendini politik olarak “Devrimci, Marksist” olarak tanımlaması estetiksel/sanatsal ürününün de “devrimci, sosyalist gerçekçi ürün” olacağı anlamına gelmiyor. Yazar, şair ideolojik olarak da Devrimci ve Marksist olursa, “Diyalektik ve Tarihsel Materyalist Yöntem”i yaşamın ve yaşamının her alanında, (daha özelinde estetiksel/sanatsal alanda) hayata geçirip uyguluyorsa, gerçekliğe sosyalist gerçekçi yöntemle yaklaşıyorsa, kendisi de eseri de sosyalist gerçekçilik sınıflamasına girer. Coğrafyamızda ne yazık ki kendilerini politik olarak sol, sosyalist, devrimci, Marksist, komünist olan gören, ancak ideolojik-estetiksel düzlemde ise bu politik duruş ve kimlikle çelişen (gerçekliğe, sosyalist gerçekçi yöntemle yaklaşmayan) yüzlerce şair, yazar bulunmaktadır.

Sosyalist gerçekçi eser hakkında Karl Radek, 1934 yılında toplanan Sovyet Yazarlar Birliği 1. Kongresi’nde şunları söylemiştir: “Gerçekçilik, çöken kapitalizmi ve onun çürüyen kültürünü yansıtmak değildir sadece; aynı zamanda yeni bir toplumu ve yeni bir kültürü yaratabilecek sınıfın doğuşunu yansıtmaktır. Toplumcu gerçekçilik şu anki gerçekliği bilmek değil, bunun nereye doğru gittiğini bilmektir. Toplumcu gerçekçi eser, yazarın hayatta gördüğü ve eserinde yansıttığı çelişkilerin nereye varacağını belirten eserdir.” (Bkz. aktaran, Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yayınları, 1999, s.54)

Sınıflı toplumlarda, sanatta her gerçekliğin arkasında sürekli bir fon olarak sınıflar savaşımı kendisini hissettirir. Çağın temel çelişkisi bu fondan toplumun diğer ilişki biçimlerine yansır, ana belirleyici olarak bu fonda kendisini sürekli hissettirir. Gerçekliğin arkasındaki gerçeklik (nesnel gerçeklik, hakikat) sosyalist gerçekçi yöntemle verilmeden gerçekliğin yansıtılması, değerlendirilmesi, dönüştürülmesi mümkün değildir. Gerçekliğin, sosyalist gerçekçi yöntemle değiştirilip dönüştürülmesi sağlanmadan tarihin mantığı kavranılamaz. Tarihin mantığı kavranılmadan da gelecek bugünden kurulamaz; sınıfsız topluma varılamaz.

Gerek dünyada gerekse coğrafyamızda sosyalist gerçekçiliğin yaşadığı sorunları aşmak Marksist düşünceyi hayatta yeniden üretmekten geçiyor. Bu açıdan sosyalist gerçekçi eser tarihin mantığını kuran ve gösteren eserdir. Yaşadığımız “gericilik ve yenilgi döneminde” sosyalist gerçekçiği yeniden üretmeye ekmek kadar su kadar yaşamsal ihtiyacımız var.

2006 - 2012 Sanat Cephesi
Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı