
Tekel işçileri, kendi çaba ve inisiyatifleriyle, bin bir güçlüğü aşıp ülke gündemini bir zaman belirleyince, ben muhabiriniz Nesimcan Serencam, oldukça uzun bir yol katetmek pahasına olsa da bu direnişin sanatsal yönlerinden birine ışık tutmak için Ankara’ya gittim. Zaten ufarak teferekten, fazla yer kaplamayan bir kişi olduğumdan, ama daha çok, işçiler insan gibi insan olduğundan kalacak çadır bulmakta güçlük çekmedim. Az laf çok iş diyerekten, konuya geliyorum:
Tekel işçilerinin direniş çadırlarına gün boyunca sloganlarla gelip afiş filan astıktan, az çok dayanışma gösterdikten, işte kimisi de yemek yeyip çay içtikten sonra gidenler çoğunluktadır. Ortalıktan el ayak çekilince, akşamın ilerleyen saatlerinde onlarla bir avuç insan kalır. Muhabirinizin saz, cümbüş ve tulum sesleriyle Kürtçe, Türkçe, Arapça, Gürcüce, Lazca türkülerin izlerini sürerek edindiği bilgilere göre bu bir avuç insan arasında Hayali Halk Sanatçıları Topluluğu da önemli bir yer tutmaktadır. Hatta TEKEL işçilerinin ürettiği bazı çarpıcı slogan, uyarlama türkü-şarkıların da bu zamanlardan esinlendiği sanılmaktadır. Gerçi kışkırtıcı arayan güvenlik güçlerinin tüm çabalarına rağmen bir copluk olsun bu sanatçıların izine rastlanamamıştır. Ben de dünya gözüyle onları görebilmiş değilim: Ama muhabirlik sezgilerimin yönlendirmesi sonucu bazı ortakçıl ürünlerine ulaşabildim.
Aşağıda direniş çadırlarında dilden dile dolaşan “iğneli maniler”den derlenen örnekler bulacaksınız:
“Dinleyin sözleri bey-oğlu beyler
Her ağacın kurdu özünden olur
İnsan çelikten kav, çiçekten narin
Hakkını bilmeyen sözünden olur…”
****
“Islanmışım kurumuşum sel neyler beni
Coplanmışım gazlanmışım yel neyler beni
Kör gözlere çifte gözlük, coni dürbünü
Ekmeğimi savunmazsam gül neyler beni…”
****
“Çiğ imişsin pişmemişsin A-Tayyip
Dert eline düşmemişsin B-Tayyip
Davul bizde tokmak el’de D-Tayyip
Hal kalır mı çalışanda Fet-Tayyip…”
****
( İngiliz yetiştirmesi merhamet mütahiti üzerine)
“Sabahın ak’ında kara söz eden
İşçinin köylünün hakkını yiyen
Minareyi dolanıp da boş vaaz veren
Mıh göz çamur yüze yakışır ancak…”
****
“Onca anlattık, bir türlü anlayamadı yönetenler; bu sefer de kendi ana dilimle Kürtçe söyleyim belki anlarlar” diye başlayıp aşağıdaki şiiri söyleyen Amed’li Çeto abiye buradan selam olsun. Şiirin Türkçe çevirisini muhabiriniz yaparak hemen peşine eklemiştir. Buyrun:
“Ya hecci ‘Mister’ Fethu / êşavekirina Demokrati xedare / Were bıbine kedkaren sıkakâ were / hemi Laz lı Şemmamê hîn bûne / Kürd ji lı horonê / dı navenda mırovahû de / Ereb, Turk, Çerkez u Gurci / lı hev kirın. / ‘Mister’ vala- vezir / Ez nızanım lê tu dıkari fem bıkî / Bıratiya gel la û kedkara...”
“Mister Fethu ya hacci! / Açılım’ın pek aci! / Gel gör sokakta işçiyi / Lazlar Şemmamme öğrendi / Kürtler horon tepmesini, / Arap, Türk, Çerkes, Gürcü / Anlaştı hepsi insan olmakta / Mister kapan, boş bakan / bilmem alır mı kafan / halkların ve emekçilerin kardeşliğini...”
****
“Yetmiş küsür gündür anlamak istemeyen hemen anlar mı, dur bir de Arapça anlatalım kardeşim” diyen kıvırcık gülüşlü Kemal abiye de kulak verelim:
“Masnag bil kabır / emeyiştığıl meyn kıtil / Itlağt meddevver le Çukurova / Emdakkar le cebes le kıtın / mşevvefu derb alel ‘molla’-kağk / erbığin seni ımavraş mefeyetil ha’ta...”
“Fabrikalar mezarda, işsiz azarda / Çıkıp da gezindim Çukurova’yı / Ne karpuzu kalmış ne de pamuğu / Kılavuz eylemiş molla kargayı / Kırk düzeltsen de geçmez yamuğu…”
****
Şu dizeler de bir çadırın duvarına yapıştırılmıştı. Aslında işçiler arasında namazını aksatmayan kişiler de vardı ama anlaşılan “hacci”, “molla” gibi seslenişlerin inanmakla değil inancı sömürmekle ilgili olduğunun bilinciyle hep birlikte gülüyorlardı:
“Gurbettten gurbete sürdün de bizi
Sonunda ne oldu bay molla-peder!
Ankara’yı dolduran kederimizi
Görmedin de ne oldu ya mister-hacci!
Bizi değil seni yıkacak bu keder...”
****
(Devamı var, ama belki de sanatçılarımız sözü alıp geliştirmek isterler…)
Ümit Mücadelesi Muhabiriniz:
Nesimcan Serencamt