Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı
Sanat Cephesi
Ana sayfa
Sanat Cephesi Arşivi
Sanat Cephesi Arşivi-PDF Dosyalar
Kitaplarımız
Bağlantılar
İletişim

E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.



Etkinlik - Duyuru
Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı


Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Avni Memedoğlu
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Sharbat Gula
Sharbat Gula
Karmat ile Arbatan
Karmat ile Arbatan
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansı Tebliğleri
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansi Tebligleri
Bir maniniz yoksa İğneli Maniler
Özgür Yıldız

Tekel işçileri, kendi çaba ve inisiyatifleriyle, bin bir güçlüğü  aşıp ülke gündemini bir zaman belirleyince, ben muhabiriniz Nesimcan Serencam, oldukça uzun bir yol katetmek pahasına olsa da  bu direnişin sanatsal yönlerinden birine ışık tutmak için Ankara’ya gittim. Zaten ufarak teferekten, fazla yer kaplamayan  bir kişi olduğumdan, ama daha çok, işçiler insan gibi insan olduğundan kalacak çadır bulmakta güçlük çekmedim. Az laf çok iş diyerekten, konuya geliyorum:

Tekel işçilerinin direniş çadırlarına gün boyunca sloganlarla gelip afiş filan astıktan, az çok dayanışma gösterdikten, işte kimisi de yemek yeyip çay içtikten sonra gidenler çoğunluktadır. Ortalıktan el ayak çekilince, akşamın ilerleyen saatlerinde onlarla bir avuç insan kalır. Muhabirinizin saz, cümbüş ve tulum sesleriyle Kürtçe, Türkçe, Arapça, Gürcüce, Lazca türkülerin  izlerini sürerek edindiği bilgilere göre bu bir avuç insan arasında Hayali Halk Sanatçıları Topluluğu da önemli bir yer tutmaktadır. Hatta TEKEL işçilerinin ürettiği bazı çarpıcı slogan, uyarlama türkü-şarkıların da bu zamanlardan esinlendiği sanılmaktadır. Gerçi kışkırtıcı arayan güvenlik güçlerinin tüm çabalarına rağmen bir copluk olsun bu sanatçıların izine rastlanamamıştır. Ben de dünya gözüyle onları görebilmiş değilim: Ama muhabirlik sezgilerimin yönlendirmesi sonucu bazı ortakçıl ürünlerine ulaşabildim.

Aşağıda direniş çadırlarında dilden dile dolaşan “iğneli maniler”den  derlenen örnekler bulacaksınız:

“Dinleyin sözleri bey-oğlu beyler

Her ağacın kurdu özünden olur

İnsan çelikten kav, çiçekten narin

Hakkını bilmeyen sözünden olur…”

 

****

“Islanmışım kurumuşum sel neyler beni

Coplanmışım gazlanmışım yel neyler beni

Kör gözlere çifte gözlük, coni dürbünü

Ekmeğimi savunmazsam gül neyler beni…” 

****

“Çiğ imişsin pişmemişsin A-Tayyip

Dert eline düşmemişsin   B-Tayyip

Davul bizde tokmak el’de D-Tayyip

Hal kalır mı çalışanda Fet-Tayyip…”

****

( İngiliz yetiştirmesi merhamet mütahiti üzerine)

“Sabahın ak’ında kara söz eden

İşçinin köylünün hakkını yiyen

Minareyi dolanıp da boş vaaz veren

Mıh göz çamur yüze yakışır ancak…”

****

“Onca anlattık, bir türlü anlayamadı yönetenler; bu sefer de kendi ana dilimle Kürtçe söyleyim belki anlarlar”  diye başlayıp aşağıdaki şiiri söyleyen Amed’li Çeto abiye buradan selam olsun. Şiirin Türkçe çevirisini muhabiriniz yaparak hemen peşine eklemiştir. Buyrun:

“Ya hecci ‘Mister’ Fethu / êşavekirina Demokrati xedare / Were bıbine kedkaren sıkakâ were / hemi Laz lı Şemmamê hîn bûne / Kürd ji lı horonê /  dı navenda mırovahû de / Ereb, Turk, Çerkez u Gurci / lı hev kirın. / ‘Mister’  vala- vezir / Ez nızanım lê tu dıkari fem bıkî / Bıratiya gel la  û kedkara...”

“Mister Fethu ya hacci! / Açılım’ın pek aci! / Gel gör sokakta işçiyi / Lazlar Şemmamme öğrendi / Kürtler horon tepmesini, / Arap, Türk, Çerkes, Gürcü / Anlaştı hepsi insan olmakta / Mister kapan, boş  bakan / bilmem alır mı kafan / halkların ve emekçilerin kardeşliğini...”

****

“Yetmiş küsür gündür anlamak istemeyen hemen anlar mı, dur bir de Arapça anlatalım kardeşim” diyen kıvırcık gülüşlü Kemal abiye de kulak verelim:

“Masnag bil kabır / emeyiştığıl meyn kıtil / Itlağt meddevver le Çukurova / Emdakkar le cebes le kıtın / mşevvefu  derb alel ‘molla’-kağk / erbığin seni ımavraş mefeyetil ha’ta...”

“Fabrikalar  mezarda, işsiz azarda / Çıkıp da gezindim Çukurova’yı / Ne karpuzu kalmış ne de pamuğu / Kılavuz eylemiş molla kargayı / Kırk düzeltsen de geçmez yamuğu…”

****

Şu dizeler de bir çadırın duvarına yapıştırılmıştı. Aslında işçiler arasında namazını aksatmayan kişiler de vardı ama anlaşılan “hacci”, “molla” gibi seslenişlerin inanmakla değil inancı sömürmekle ilgili olduğunun bilinciyle hep birlikte gülüyorlardı:

“Gurbettten gurbete sürdün de bizi

Sonunda ne oldu bay molla-peder!

Ankara’yı dolduran kederimizi

Görmedin de ne oldu ya mister-hacci!

 

Bizi değil seni yıkacak bu keder...”

 

****

 

(Devamı var, ama belki de sanatçılarımız sözü alıp geliştirmek isterler…)

 

Ümit Mücadelesi Muhabiriniz:

Nesimcan Serencamt

2006 - 2012 Sanat Cephesi
Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı