Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı
Sanat Cephesi
Ana sayfa
Sanat Cephesi Arşivi
Sanat Cephesi Arşivi-PDF Dosyalar
Kitaplarımız
Bağlantılar
İletişim

E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.



Etkinlik - Duyuru
Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı


Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Avni Memedoğlu
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Sharbat Gula
Sharbat Gula
Karmat ile Arbatan
Karmat ile Arbatan
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansı Tebliğleri
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansi Tebligleri
Sevgi, Güzel ve Çirkin
Hüseyin Gül

“Bu yazı, T. D. Kurumu’nun yayını Büyük Türkçe Sözlük’ün yazılımındaki bazı hatalara dair ele alınmıştır. Uzmanlık isteyen teknik konulara girilmedi,, dikkatimizi çeken üç sözcük üzerinde, görüş oluşturmaya çalıştık. Yaptığımız açıklamaya bakıldığında, ‘Dil Bilimci’ olunmadan da fark edebilecek eksiklerin neler olduğu görülecektir.”

Kuşkusuz sözcükler olmasa düşünemeyiz. Ne kadar derin ve ayrıntılı düşünebilmemiz ise sözcük zenginliğine ve dilin yapısal özelliğine bağlıdır. Ayrıca, doğru düşünebilmek, Evrensel değerler ve bilimsel bir akılla mümkündür.   

Yazarsınız ve üretirsiniz. Yazım işinin yapı taşları sözcüklerdir. Sözcük dağarcığınız ne kadar zenginse o kadar da çok iş tutarsınız ancak yapının sağlıklı olması için doğru sözcükleri seçerek uygun yerlere koymalısınız. Ne kadar doğru ve uygun olacağı ise kendilerine yüklenen anlamın, yaşamın gerçeğiyle nasıl örtüştüğüne bağlıdır. Terim, kavram gibi sözcüklerin anlam ve etimolojik bakımından kendi içinde bir tarihi vardır. Anlam değişimi sınıfların/toplumların tarihiyle örtüşür. Çağına göre şekillenir.

Yaşam içinde önemli yeri olan üç sözcük; “Sevgi ” , “Güzel” ve “Çirkin”. Bunların nasıl toplumsal bir değer taşıdıklarının görülmesini istiyoruz.

Şiir, öykü, masal ve roman ne yazarsanız hatta ne söylerseniz, dil dökerseniz dökün ancak eylem içinde ve gerçek anlamıyla yaşanırsa “Sevgi”, “Çirkin”e yer kalmaz ve  “Güzel”  yaşam içindeki asıl yerini alır.

 

SEVGİ

T. D. Kurumu “Sevgi”nin sözlükteki anlamını;

“İnsanı bir şeye veya kimseye karşı yakın ilgi ve bağımlılık göstermeye yönelten duygu” diye tanımlamış.

“İnsanı…” diye başlayan bu açıklama “Sevgi”nin, insana özel bir duyguymuş gibi düşünüldüğünü gösteriyor. Elbette öyle değil. Hayvanlar, dilleri olmasa bile, farklı davranışlarıyla, sevgilerini gösterebiliyorlar.

Bu konuya ilişkin bir örnek verebiliriz; 

Anne köpek, çöpe atılan ölü yavrusunu, oradan alıp dışarı çıkarıyor ve başından ayrılamıyordu. Onu doğurduğunda, kendinden bir parça olduğunu bilerek, besleyip büyüttü ve belki de kendini sever gibi onu sevdi. Ve şimdi ölüsü önünde duruyor. Kendine ait olduğunu biliyor ama ne olduğunu anlamadan başında bekliyor, yüzünü yalıyor, bilinçsiz bir şekilde ve kesinlikle içi yanıyordu. 

Köpeklerin, sahipleriyle ve kendi aralarında şakalaşıp, oynaşmaları bile duyguları olduğunu göstermeye yetiyor.

Diğer hayvanlar için de benzer örnekler sıralayabiliriz.

Ayçiçeği, çiçeğini açtıktan sonra, “Sevgi” nin sözlük yazılımında olduğu gibi “Yakın ilgi ve bağımlılıkla…” yüzünü güneşe dönüyor. Duygusal bir ilişki olduğunu düşünmüyoruz ama T.D. Kurumu’nun açıklamasına uygun düştüğünü görüyoruz.

Doğada, benzer özellikte, başka bitkilerin varlığı da biliniyor.                      

“Sevgi”nin, insana özel bir duygu olarak alınması nedeniyle, sözlük tanımlamasının doğru yapılmadığı açıkça görülmektedir.

GÜZEL

T.D. Kurumu “Güzel” sözcüğünü şu şekilde açıklamış;

“Biçimdeki uyum ve ölçülerdeki denge ile hoşa giderek hayranlık uyandıran.”

Güneş ve yıldızlar, tüm Evren bu anlam içinde varlığını yüklenmiş. Bu uyum ve dengeler, değişim yasaları doğrultusunda, bilimsel gelişmelere, yaşam tarzına göre sürekli değişir, yeni işlevler yüklenerek varlıklarını sürdürür.

Tüm varlıkların yapılarında “Biçimde uyum ve ölçülerde denge” vardır ve bu onların var olma nededir.  

“Biçimdeki uyum ve ölçülerde ki denge” o varlığın kendine özeldir. “Hoşa giderek hayranlık uyandırması” ise algılamaya aittir.

Komedi ve karikatür sanatçılarımızın “Biçimdeki uyum ve ölçülerdeki dengeleri” sanal bir anlayışla inadına bozarak “Hoşa giderek hayranlık” uyandırması, sözlükteki “Güzel” tanımlamasıyla çelişkili bir örnek oluşturmaktadır..                

Yaşam sürecinde, sözcüklere yanlış ve çelişkili anlamlar yüklendiğinde, bunu düzeltmek dil bilimcilerimizin görevi olmalıdır.

Türk Dil Kurumu’nun bu anlayışta bir sorumluluğu var mıdır bilmiyoruz ama olması gerektiğini düşünüyoruz.

Kimse, biçimdeki uyum ve ölçülerdeki dengeye göre “Güzel”i arayıp gezmez. Ne zaman ki duyguları uyarılıp “Hoşa giderek hayranlık” duyduğunda iyi mi, kötü mü diye bakmadan, ona “Güzel” diyebiliyorsa, işte yanlış olan da budur.

“Güzel”, “Biçimdeki uyum ve ölçülerdeki denge” ile “Hoşa giderek hayranlık uyandıran” tepkiler almakla kendini kanıtlayamaz. İnsana uygun toplumsal değerler yüklendiğini gösterebilmelidir.

Toplumsal anlayışa ve yaşam içindeki yerine göre “Güzel”i tanımlamak oldukça zor. Çünkü karmaşık bir anlam yüklenmiştir.

“Güzel” diye algılanan ve hoşa giderek duyulan hayranlık, kavram kargaşası içinde yozlaşarak almış başını gidiyor.

O kadar çok yakışık almayan duyuları bile “Güzel” anlamı içine alıp toplumsal yaşama dâhil etmişiz ki kötü hallerimize bile “Hoşa giderek hayranlık” duyabiliyoruz.

Ne yazık ki, kavram kargaşası ve çıkar ilişkileri doğrultusunda durmadan değiştiği için “Güzel?in ne olması gerektiği ayırtına varamıyoruz. 

“Biçimdeki uyum ve ölçülerdeki denge” değişmediği halde, algılamalar değişebiliyor. Bu nedenle “Güzel”in ne olduğuna değil de nasıl algılandığına bakarak “Güzel” diyorsak, bu doğru bir anlayış değildir.

Algılamaların, gerçek anlamda “Güzel”e yönlendirebilmesi, uzun süreli, oldukça zor ve kurumsal bir iş olduğunu biliyoruz.

 İnsani değerler anlamında yaşanılır bir Dünya kurgularken, bu sözcüğün tanımını yeniden saptamalıyız;

 Güzeli sevgiyle tohumlayıp, yüreğine;

 Akıl… Toplumsallık ... Ve estetiğine etkin duygusallık yüklemeliyiz. Daha sonra da “Hoşa giderek hayranlık” uyandırmasını beklemeliyiz.

Ve ÇİRKİN

T.D. Kurumu’nun sözlük tanımlaması;

“Göze ve kulağa hoş gelmeyen” şeklinde yapılmış.

Görme ve işitme duyularımızın dışındaki tatma, koklama ve dokunma duyularımızla “Hoş gelmeyen” algılamaların yapılamayacağı mı düşünülmüş? Eğer öyleyse, günlük yaşama bakıldığında hemen görülecektir. Her zaman, burnumuzun istenmeyen kötü kokular alabileceği, ağzımızın tadının bozulabileceği ve dokunma duyumuzla kötü bir şekilde irkildiğimiz olabiliyor. Öyleyse sözlük tanımlaması yaparken, nasıl böyle basit bir hata yapılmış anlamak gerçekten zor. 

“Güzel”de olduğu gibi “Biçimde uyum ve ölçülerde denge” olmasa  “Çirkin” de olmazdı. Ve aynen  “Güzel” de olduğu gibi, farklı algılamaların sonucunu, ne yazık ki çıkarlarımızla çeliştiğinde ancak fark edebiliyoruz.               

“Çirkin” sözlük yazılımında “Güzel karşıtı” olarak belirtilmiş. Ancak “Biçimdeki uyum ve ölçülerdeki denge ile hoşa gitmeyerek, hayranlık uyandırmayan” şeklinde, karşıt bir açıklama yapılmamış.

“Göze ve kulağa hoş gelmeyen” diye yapılan sözlükteki tanımın eksik olduğu, açıkça görülmektedir. Ancak, doğrusunun nasıl yapılacağı da dil bilimcilere düşmektedir.

NOT: T. D. Kurumu’nun hazırladığı Büyük Türkçe Sözlük’ün 917 sayfasında “Güzel olmak” anlamını açıklamak ve cümle içinde örnek gösterebilmek için; “Güzel ne güzel olmuşsun / Görülmeyi görülmeyi” dizeleri; Karacaoğlan’ın değil de Aşık Veysel adına gösterilmiş. Bu hata, T.D. Kurumu’nun Türkçe Sözlük 1998 dokuzuncu basımında görülüyor.

 

Selçuk / İzmir

2006 - 2012 Sanat Cephesi
Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı