
Halkın; ilerici, demokrat, devrimci, yurtsever, sosyalist bilim adamları, edebiyatçılar, yazarlar, çizerler, sanatçılar, bilcümle aydınlar ile et ve kemik gibi bütünleşmeye nasıl da ihtiyacı var.
Birikimler, yetenekler ve tüm enerji şu akan kanı durdurmak, bu talanı önlemek için kullanılmalı.
Sahip olunan ayrıcalıklarda yoksulların da payı var.
Bizler de şu diplomalarımızın nasıl sadece kendi emeğimizin ürünü olduğunu söyleyebiliriz.
Bu halka ödemek zorunda olduklarımızı nasıl inkâr edebiliriz.
Ne tarih ne de gerçekler aldatılabilir.
Bilinmeli ki, ilerici çıkışlar halkın belleğinde ve kalbinde derin izler bırakır.
Tüm insani değerlerin yok edildiği günümüzde, sanatçılar da insan ruhunun mimarları olmalıdırlar.
Dreyfus davasında Emile Zola’nın ünlü “Suçluyorum” bildirgesindeki cesur ve namuslu çığlığı, iki yüzlülüğe ve haksızlığa karşı nasıl bir tokat gibi inmişse, sanatçılar sizde sızlayan yüreğinizi, kaleminizi, duygusallığın ve bencilliğin sığlığından çıkartıp, haksızlığa ve zulme yöneltin.
Beklemeğe vakit yok.
Gerçek ahlak ve cesaret geç kalmaz.
O sabırsızdır.
Yoksa akan kan ve göz yaşlarının oturduğunuz koltukların
Ayaklarını ıslatmasını mı bekliyorsunuz?...