
Sanat Cephesi-Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi olarak 4. sayımızı yayımlıyoruz. Böylelikle Dergi olarak birinci yılımızı tamamlamış olduk. Dergi’mizin 1.sayısını ürettikten sonra Sanat Cephesi adıyla bir siyasî çevrenin kültür-sanat yayın organı olarak taklit başka bir dergi daha yayımlandı ve bu nedenle uzun bir süre “siz hangi sanat cephesi’siniz?” türünden tatsız sorulara cevap vermek durumunda kalmıştık. Bilim-kültür-sanat-estetik-politika-etik bütünselliği ile uzak yakın bir ilişkisi bulunmayan, fakat isim hırsızlığında yetenekli olan, daha çok magazinsel ve bülten mantığı ile öne çıkan o dergi artık çıkmıyor, kısa bir süre önce yayınını durdurdu. “Un öğütmeyen değirmen taşları birbirini yer” halk özdeyişinde olduğu gibi “alan kapatmak” işiyle iştigal eden bu siyasî akım “piyasada” gördüğü ilgisizlik işleminden sonra kendi deyimleriyle “dükkanlarını” kapatmak zorunda kalmıştır. Görünen o ki kendiliğinden kurdukları siyasî örgütlerini de aynı akıbet beklemektedir.
Türkiye’de sanat dergileri tekelci sermayenin bir iki dergisi ve örgütlü çevrelerin sayılı dergileri hariç genelde uzun ömürlü olmuyor. Bunda kapitalist yayın tekelinin etkisi bir yana derginin kapsayıcı ve belirli ideolojik hat üzerinde duramaması etken. Sanat anlayışı olarak tartışmaya ve okumaya değer bir özelliği olmayan sanat-kültür dergilerinin işlevsiz duruma düşmesi kaçınılmazdır. Kimi dergi ilişkileri ise yakaladıkları bazı olanak-bulanaklarla ve genelde ahbap çavuş ilişkileri içinde kotarılmaya çalışılıyor; örgütlü, ilkeli ve kendi gücü üzerine değil. Kimi dergilerin izlediği burjuva resmî tarihi ve ideolojisi çizgisinin sayesinde devlet tarafından finansmanı yapılmakta ve de sistemin kütüphanelerine girebilmektedir. Türkiye’de genelde bazı sanatsal “iddialar” küçükburjuvaca birer heves-merak-tatmin anlayışlarının ötesine geçmemiştir. Dergi çevresindeki kitle değiştikçe ucuz piyasa mantığıyla ömrünü uzatabilmek için değişebilmektedir. Ya da “bir karton sigara al şiirini yayınlayayım” faydacılığı, yozlaşmışlığı ve hatta cinsel istismar üzerinden dergi çıkaranlara dahi rastlanılmaktadır. Sanata-edebiyata meraklı kimi genç heveskârlar ise “yazım-şiirim çıksında nerede çıkarsa çıksın” ilkesizliği ile çizgisi tartışmalı dergilerin kapısını aşındırmaktadır. Bu türden ilkesiz ilişkiler çarkında birileri de akıntıya kapılarak sürüklenip gitmektedir.
Sanat Cephesi-Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi daha yayın faaliyetine başlamadan bilim-sanat-kültür-estetik-politika-etik bütünselliği hakkındaki ilkesel duruşunu dost-düşman herkese duyurmuştur. Elimizdeki Dergi kolektif çabaların ürünüdür. İlkesel duruşumuz nitelikli insanlarımız tarafından da destek bulmuştur.
Bilim-sanat-estetik-politika-etik bütünselliği içinde kayda değer bir sanat anlayışı ile iddiası olan sanat-kültür dergilerine büyük bir ihtiyaç olduğu görülmektedir. Yaşadığımız çok yönlü sorunlara karşın, Sanat Cephesi-Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi çalışanları olarak bu ihtiyacı bir nebzede olsa karşılamanın çabası içindeyiz. Eksikliklerimizi kolektif çabalarla, iş ve üretim faaliyeti içinde gidereceğimiz açıktır.
Kendi duruşunu sözde “devrimci-sosyalist-marksist” olarak tanımlayan bazı çevreler, sanat-estetik alanına gelince bir türlü “sosyalist gerçekçiyiz” diyememektedir. Üstelik bizim cenahta birçok kişi hâlâ “sosyalist gerçekçilik Sovyetlerdeydi, o da çöktü” türünden burjuvazinin ağzına sakız ettiği cümleleri bilinçsizce kurabilmektedir. Bu türden bir Marksizm dışı sanat-estetik algısı; “sol cenahın” ortalama sanat kültürünün burjuva sanat anlayışının etkisinde bulunduğunu bariz biçimde göstermektedir.
Dergi’mizin ilk üç sayısında Sosyalist Gerçekçilik’in kavramsal açılımı bazında pek çok yazıya yer verdik. Yeri geldikçe ve tekrara gerek duydukça elbette bu konuyu daha çok yazıp işleyeceğiz, tartışacağız; öğreneceğiz, öğreteceğiz. Ancak burada temel kavramların açıklanması ötesine çıkmak için yeteri kadar birikim varken, hâlâ “sol cenahımızda” temel kavramları yerli yerine koyamayan düzeyde çok kişi bulunmaktadır. Üstelik böyleleri devrimci mücadelenin önemli noktalarındaki kişilerdir.
F Tipi zindanlarında 15 yıldır tutuklu bulunan Arkadaşımız Turgay Ulu, bu anlayıştaki kadrolarla yaptığı tartışmalarından birinde; “Sosyalist Gerçekçilik aşıldı, onun yerine devrimci gerçekçilik kavramını kullanalım” diyenler olduğunu ifade ediyor. Ayrıca “sosyalist gerçekçilik” kavramına karşı Sol’un önemli bir kesiminde önyargı oluştuğunu söylüyor yerinde bir tespitle.
Bu türden önyargılar sınıf mücadelesinin çetin yolunda mutlaka aşılacaktır. “Sol cenah” üzerindeki bu türden önyargıların yaygınlığı kültür-sanat alanında burjuva ideolojisinin ne derece hâkim olduğunu da bariz bir şekilde göstermektedir.
Sosyalist Gerçekçilik konusunu salt 1934’de Sovyetler Birliği’nde yapılan I. Bütün Sovyet Yazarları Kongresi’ne ve sonrası yapılan tartışmalara indirgemek burjuva solların sıklıkla başvurduğu bir taktik. Sovyetler Birliği’nde yapılan sanat tartışmalarını sınıfsız bir toplum kurma mücadelesinden, bu mücadelenin sorunlarından, zaman ve mekândan soyutlayarak bu günkü düşünce mantığıyla kabaca yargılamaya yeltenmek ve orada yapılan kimi yanlış veya taktikler içinde sınırlandırmak sosyalist gerçekçiliği ya hiç anlamamak ya da kasten çarpıtmaktır.
Sosyalist Gerçekçilik sanatta bir yöntem olarak, sosyalizmin tüm dünyadaki, 150 yıllık tarihindeki bütün birikimlerin sonucudur. 1917 Ekim Devrimi sayesinde ise sosyalist gerçekçilik sanat akımı bir basamak daha ileri çıkmıştır. Bu birikimler sınıf mücadelesinin her alanında, Latin Amerikada, Uzak Doğuda, Avrupada vardır.
Meselâ resim alanında, 1886 doğumlu Meksikalı D. Rivera, 1881 doğumlu İspanyol P. Picasso, 1865 doğumlu Ermeni Panos Terlemazyan, 1924 doğumlu Dersim kökenli Avni Memedoğlu vb. gibi sanatçılar da bu birikimin içinde değerlendirileceklerdir. Örneklerde de görüleceği gibi sosyalist gerçekçilik salt Sovyetlerle değil proletaryanın dünyanın her yerindeki kazanımı ve mücadelesiyle ilgili.
Zihnindeki sosyalizm düşmanlığını -dolayısıyla Sovyet düşmanlığını- açıkça ifade edemeyen kimilerinin, insanın ve insanlığın sosyal kurtuluşunda bir şafak olan Sovyetlerdeki sosyalist gerçekçilik anlamındaki kimi uygulamaları parmağına dolayarak sinsice saldırması pek bilindik bir yöntem. En çokda bu yöntemi kimi “eski solcular” (siz yeni sağcı diye okuyun) yapıyor. Onların teorik cephaneliği, burjuvazinin de manipülasyonuyla troçkizm ile nihilist bir anarşizmden oluşuyor.
Sovyetler Birliği deneyimi, kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerine son vermiştir. Önemli bir deneyim olarak uygulamalarıyla tarihteki yerini almıştır. Bu deneyimin 73 yıl aradan sonra çözülmesi geçici bir durumdur. Dünyanın sonu değildir. Sınıf mücadelesi de bitmemiş aksine daha da keskinleşmiştir. Emperyalist-kapitalizmin “haklı” olduğu iddiası dünyanın her yerindeki saldırgan uygulamalarıyla çok kısa sürede deşifre olmuştur.
İşçi sınıfı ve emekçi halkların sosyal / evrensel kurtuluşu “Marksizmin yorumu ve pratikte yeniden üretimi” sayesinde gerçekleşecektir. “Yeniden üretim” denildiğinde Marksizm dışı sınıfsız sanat, sınıfsız estetik, sınıfsız kültür anlayışlarını kökünden yıkacak olan Sosyalist Gerçekçilik akımını da kapsamaktadır. Devrimci-Sosyalist-Marksist sanatçılar, dün olduğu gibi bugün de dünyanın her yerinde emeğin kurtuluşu mücadelesindeki yerlerini almış, bilim-sanat-kültür-estetik-politika-etik bütünselliğinde kavgasını vermektedir. Sosyalist Gerçekçilik sanat akımı sınıf mücadelesinin tarihsel-sosyal-kültürel tüm birikimleri üzerine her geçen gün daha da zenginleşerek şekilleniyor. 1934 Yazarlar Kongresi de bu birikimin önemli bir halkasıdır o kadar.
Sovyetler Birliği deneyiminde sınıflar ve sınıf mücadelesinin ortadan kalktığını varsayan ve ilk deneyim olması nedeniyle sosyalist kuruculukta yapılan hata, yanlış ve yanılgıları sosyalizmin “kötü”lüğüne mal eden mantık, sosyalist gerçekçiliğin de belirli sorunları olabileceğini ve bir gelişim -devrimci değişim-dönüşüm- içerisinde olduğunu görmezden gelir. Böyleleri bilimsel yöntemi kullanamaz; tarihsel, sosyal, kültürel olay, olgu, süreç ve verileri yerli yerine koyamaz. Aklınca 1934 Yazarlar Kongresi ve Jdanov’dan yapılan eklektik alıntılarla sosyalist gerçekçiliği dondurur! Bu ölü diyalektik “yöntem” üzerinden sosyalist gerçekçiliğe tariz oku atılır! Ama bu çırpınışlar boşunadır. Sınıf mücadelesinin vazgeçilmez bir bileşeni olan Marksist sanat-estetikçileri bu türden çabalara çoktan gerekli cevapları vermiştir. Buna karşın işçi sınıfı hareketiyle sosyalist hareketin buluşup bütünleşemediği ve böylelikle Proleter Devrimci Kurum ve Araç’larımızın üretilemediği dönemlerde bazı mevzilerimizi kaybettiğimiz bir gerçekliktir. Fakat bu geçici bir durumdur; birleşik, güçlü, güvenilir ve donanımlı Kurum ve Araç’larımız işbaşı yaptığında mutlaka aşılacaktır.
Her türden devrimci disiplin dışı, “moda” sanat akımlarının Sol adına(!) piyasalandığı ve kol gezdiği bir ülkede “devrimci-sosyalist-marksist” iddialarımızın sosyal pratikte yeniden sınandığını görüyoruz. Bilimler Akademisi, Enstitü, Bilim Kurulu ve Bilim İşçilerinin henüz işbaşı yapamadığı koşullarda Sosyalist Gerçekçilik sanat akımının pek çok düşmanının olması doğaldır. Aynı zamanda sosyalist gerçekçilik adına pek çok hataların yapılmasını da doğal karşılıyoruz. Burjuvazinin çok yönlü kuşatması altında ayağını sağlamca yere basmayan bir sınıf hareketi nasıl yenilgiye aday ise, gerçekçi olmayan bir sosyalist sanat anlayışı da gelişme gösteremeyecek, burjuva ve küçükburjuvazinin kulvarlarında tökezlenip kalacaktır.
Gericiliğin geçici egemenliği dönemlerinde sosyalist gerçekçiliğe, sosyalizme sövmeyi iş edinenler tarla faresi gibi saklandıkları delikten her fırsatta tekrar çıkarlar. Hayat ve mücadele gecikmeden karşıtı yaratır. Yaratmaktadır. Gün gelir; egemenlerin diktatörlüğü de, kendini sömürücülerin sevici kollarına atanların da saltanatı yıkılır…
Sanat Cephesi-Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi; burjuva ve küçükburjuva solcu sanat akımlarının yaptığı tahribatı gidermek için uzun erimli, soluklu, gerekli bir mevziiyi tutmaktadır. Bu yoldaki çabalara hem mütevazı bir katkı getirmeyi amaçlamakta hem de eskimiş-aşınmış-aşılmış olanı yıkıcı ve yeniden üretimi özendirici-yapıcı çabaların güçlenmesi için yayımlanmaktadır.
Bu sayımızda yer alan ve yukarıdaki anlatımı farklı bir bakış açısıyla tartışan “meşhur” Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları kitabının yazarı Ahmet Oktay üzerine Sırrı Öztürk’ün kaleme aldığı “Sanat-Estetik-Politika Bütünselliği Bağlamında Ahmet Oktay’ın İdeolojik-Sınıfsal Çelişkisi” yazısının söylediklerimizi tamamlayacağını hatırlatmak isteriz.
Dergi’mizin her sayısında ön kapağa bir resim koyuyoruz. Bu sayımızda da 1907 yılında Van belediye başkanı, 1915 Van Ermeni direnişinin önderlerinden ve 1935 yılında sosyalist Ermenistan’da halk sanatçısı seçilen ressam Panos Terlemezyan’ın 1917’de yaptığı değirmencileri anlatan bir resmini seçtik. Değirmenciler kaliteli bir un üretmek için ne yapacağını biliyor, hassas bir ölçüyle buğday koyuyor değirmen taşına, aynı titizlikle buğday ve su ayarını yapıyor… Değirmenci, deneyimlerinden çıkardığı derslerle biliyor ki “Un öğütmeyen değirmen taşları birbirini yer.”
Ve son olarak Dergi’mizin bir değirmen misali hayatı kucaklaması -yani un öğütmesi- siz okuyucularımızın karınca kararınca işliğimize buğday taşımasıyla daha da güçlü olacaktır.
5. Sayımızda buluşmak üzere…
Sanat Cephesi
Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi