
Edebiyat, her dönem toplumun şekillendirilmesinde ya da dönüştürülmesinde önemli bir rol oynamıştır. Edebiyat, toplumsal değişimlerde; geleceğin toplumunda ortaya çıkacak olan insan tiplemelerinin ipucunu önceden haber verir. Aynı zamanda, yeni üretim tarzı ve üretim ilişkilerine uygun olarak gelişecek olan insan tiplerini edebiyat önceden oluşturmaya başlar. Değişen üretim ilişkileri ve toplumsal biçimler de kendilerine uygun edebiyat türünün oluşmasına yol açar.
Hâkim sınıf iktidarının tahlili ve eleştirisi üzerinden kendisini var eder edebiyat. Sömürücü iktidarlara methiye dizen bir edebiyatın kalıcılığı yoktur, etik ve estetik nitelikleri yoktur. Geçici bir süre için yükselen değer haline getirilse bile, çürümeyi estetize eden edebiyatın, uzun vade içinde muteber olma şansı yoktur.
Sorunsalı olmayan edebiyat, boşlukta sallanan bir balondan öteye anlam taşımaz. Başka insanlara mesaj iletmek gibi bir işlevi olan sanatsal faaliyetin toplumdan bağımsız olması mümkün değildir. İşin içine toplum girdiği zaman da edebiyatın bir sorunsalı olması zorunluluğu kendiliğinden ortaya çıkar.
Kapitalizmin gelişmesi aynı zamanda pazarın ortaya çıkması ve bağlantılı olarak, uluslaşmanın oluşmasıyla birlikte olmuştur. Edebiyatta da bireyin ortaya çıkması, kapitalizmin gelişmesiyle ilgili bir durumdur. Kapitalizm öncesi edebiyat ikliminde topluluklar vardır. Kapitalizmle birlikte birey karakterler oluşmaya başlamıştır. Edebiyatta roman türünün oluşmasının da kapitalizmle başladığı kabul edilir. Bu bağlamda, Don Kişot romanı, bir geçiş döneminin romanıdır. Kapitalizmin şafağıdır. Don Kişot’taki karakterler, hem feodalizmin son evrelerinin insan karakterini, hem de kapitalizmin oluşturacağı insan karakterlerini anlatır. Don Kişot’ta, gerçeklikle ütopya iç içe geçmiştir.
Kapitalizm öncesi edebiyat, toplulukların doğayla mücadelesi, toplulukların birbirleriyle çelişkileri veya var olmak için; soyunu devam ettirmek için toplulukta belli bir yaşam anlayışı oluşturma, topluluğu eğitme ihtiyacından çıkıyordu. Bireylileşme henüz gerçekleşmemişti. Bireyler ve tipler kapitalizm döneminde ve romanda ortaya çıkmaya başladı. Kapitalizm öncesi edebiyat daha çok totem, din, töre vb. ile ilgiliydi. Bu inanışlar için gerekli olan kurallar ve ahlak anlayışlarını içeren bir edebiyattı. Bireylerin bu topluluk kurallarına uygun olarak şekillendirilmesi söz konusuydu.
Edebiyat yazınında roman dediğimizde, hem kapitalizm hem de gerçekçilik gündeme gelir. Aynı zamanda birey tiplemeleri gündeme gelir. Bireyin iç dünyası gündeme gelir. Tolstoy ve Dostoyevski, gerçekçi edebiyatçılardı. Tip oluşturma ve tiplerin iç dünyalarını çözümleme noktasında bu edebiyatçılar çok güçlü eserler vermişlerdir.
Kapitalizmin körüklediği proletarya devrimleri gündeme geldiğinde, bu devrimi gerçekleştirecek olan insan tipleri de edebiyatta yerlerini almaya başladılar. Çernişevski’nin Nasıl Yapmalı adlı romanında, sosyalist devrimleri gerçekleştirecek olan insan tipine en çarpıcı prototip olan Rahmetov vardır. Çernişevski, Rahmetov’un bazı özelliklerini abartmış olsa da, devrimi gerçekleştirebilecek olan insan tipinin nasıl olması gerektiğinin resmini başarılı bir şekilde çizmiştir.
Doğal gerçekçiler ve gerçekçi edebiyatçılar, olguları olduğu gibi yansıtıyorlardı. Sosyalist gerçekçiler ise Rahmetov tiplemesinden de anlaşıldığı gibi, yalnızca mevcut gerçekliği yansıtmakla yetinmediler; aynı zamanda mevcut gerçekçiliğin nasıl aşılması gerektiğini ya da ideale uyan insan tipinin hangi özelliklere sahip olması gerektiğini anlattılar.
Sosyalist gerçekçi edebiyatçıların ürettiği karakterler, sistemle çatışan ve aynı zamanda başka bir sistemi inşa etmeye çalışan; kurulmak istenen sosyalist sistemin oluşturmak istedikleri tipleri kendi varlıklarında yansıtan karakterlerdi.
Edebiyatta Boşluk Dönemi Yaşanıyor
Sosyalizm denemelerinin geçici geriye düşmesi sonrasında, yaşamın tüm alanlarında olduğu gibi edebiyatta da bir boşluk, hatta bir geriye düşme yaşanmıştır diyebiliriz. Bu durumu dile getiren yalnızca sosyalistler değildir. Nedenlerini farklı olarak ifadelendirseler de, edebiyatta bir yüzeyselleşmenin yaşandığını birçok aydın ve sanatçı dile getirmektedir.
Tütün, Ve Çeliğe Su Verildi, Ana vb. sosyalist gerçekçi edebiyatın ürettiği romanlarda; yaşamın tüm ilişkileri ve tüm çelişkileri işlenmeye çalışılmıştı. Bu romanlarda, içinde bulunulan tarihsel dönemin iktisadî, sosyal, siyasal yapısı göz önüne seriliyordu. Tüm bu maddî yaşam koşullarının ortaya çıkardığı insan ilişkileri ve insan tipleri de göz önüne seriliyordu. Diğer yandan bu koşulların içinde yaşayan, ama aynı zamanda bu koşulları değiştirmek için mücadele içinde olan geleceğin yeni insanının da prototipi göz önüne seriliyordu. Bu romanları okuyan her devrim sempatizanı romanlardaki olumlu karakterleri kendisine model tip olarak seçiyor ve o romanlardaki kahramanlar gibi olmaya çalışıyordu. Hepimiz bu duyguları kendi yaşamımızdan biliyoruz. Bu eserleri okuduğumuzda Rahmetov gibi olmayı, Pavel gibi olmayı istiyorduk. Yaşamımızda o karakterlerin yapıp ettiklerini uygulamaya çalışırdık. Tüm bu olgulardan hareket ettiğimizde, edebiyatın toplumu şekillendirmede ne kadar etkili olduğunu görebiliyoruz.
Geriye düşüş sonrası üretilen edebiyat ürünlerini incelediğimizde ne görüyoruz? Sosyalist gerçekçi edebiyatın ortaya koyduğu tarzın tam tersi ögeler görüyoruz. Düşüş edebiyatında tüm yönleriyle gerçeklikten kopuş söz konusudur. Düşüş edebiyatında her şey boşlukta durmaktadır. Düşüş edebiyatında karakterler belli bir toplumsal maddî koşullardan yalıtıktır. Bu karakterler bir zaman diliminin dışında varlık bulmaktadır. Karakterlerin içinde var olduğu bir mekân da yoktur.
Düşüş edebiyatının karakterleri yazarın; zaman, mekân, maddî koşullardan kopuk olarak tahayyülünde hareket etmektedir. Yazarın hayal dünyasında oluşturduğu karakter, bir boşluğun içine bırakılmaktadır. Boşluk içinde hareket eden karakterin davranışlarının nedenlerini anlamlandırmak olanağı bulunmuyor.
İdeolojik düşünmenin, sınıf eksenli düşünmenin edebiyatı zayıflattığı söylemi epeyce bir taraftar buldu. Ancak düşüş edebiyatında sorunsalı olmayan karakterlerin hiçbir kalıcılığı olmadı. Toplumların belleğinde yer eden bir karakter oluşmadı. Gündelik tüketim malzemeleri gibi, düşüş edebiyatının karakterleri de tüketildikten sonra toplumun belleğinden kısa sürede silinip gitmektedir. Rahmetov gibi ya da İnce Memed gibi toplumların belleğinde bir kalıcılık oluşturmamaktadır.
Düşüş edebiyatının boşluk içinde sallanmasının diğer bir nedeni de teknolojik aygıtların gelişmiş halinin insanın yararına kullanılmıyor olmasıdır. Teknolojik aygıtların bir ideal doğrultusunda kullanılmaması, insanları doğadan ve toplumsal gerçeklikten koparıp sanal bir alemin içine hapsetmektedir.
Teknolojik aygıtların hızla geliştiği dönem, aynı zamanda düşüş dönemine denk geldi. Görüntüler öne çıktı. Magazin kültürü oluştu. Basitlik ve sıradanlık, insanların birbirlerini gözetlemeleri, birbirleri hakkında yaptıkları dedikodular birer uğraş halini aldı. İnsan algıları basit ve sıradan bir alana hapsoldu. Görüntü çeşitliliği ve bilgi fazlalığı insanların yetkinleşmesine değil, tam tersine insanların kendi içine yönelmesine, psikolojik arızalar içinde çırpınmasına yol açtı.
Büyük idealler, büyük fedakârlıklar yerini sıradanlığa bıraktı. Edebiyatın etik olmak gibi bir sorunu kalmadı. İdealleri doğrultusunda büyük bedelleri göze alarak direniş sergileyen insanların bu davranışları ile alay edildi. Düşüş edebiyatı, günümüzün Rahmetovlarını birer ahmak ya da birer ruh hastası olarak anlattılar. İnsanlara sıradanlığı, amaçsızlığı, köşe dönmeciliği önerdiler.
Sosyalizm denemelerinde yaşanan geriye düşüş edebiyatta yansısını buldu. 12 Eylül yenilgisi de bu coğrafyadaki edebiyatta yansısını buldu. Bir bakıma düşüş edebiyatının maddî zemini de var aslında. Gerek sosyalizm denemelerinde yaşanan geriye düşüşlere, gerekse de 12 Eylül yenilgisine karşı ciddî direnişler olmadı. Yenilgi kitlesel yaşandı. Direniş ise bireysel düzeyde kaldı. Dolayısıyla düşüş edebiyatı yenilgiyi öne çıkardı. Yenilgiye teslim oldu. Yenilgiyi estetize etmeye çalıştı.
Düşüş edebiyatının karakterleri yenilginin yarattığı bunalımlı ruh halini kalıcı kıldılar. Karakterler toplumdan, toplumun sorunlarından kopup kendi iç bunalımlarını öne çıkardılar. Yenilgilerine ve çözülüşlerine kılıflar uydurmaya başladılar. Bu durumu da “insanilik” olarak olağanlaştırmaya uğraştılar.
Yenilgi döneminin tekil direniş gösteren karakterleri ise marjinal unsurlar olarak yansıtıldı. Direnen insanlar, boş ve gerçekleşmeyecek hayaller peşinde kendilerini telef eden unsurlar olarak yansıtıldı.
Yapay Geçiş Yapay Edebiyat
Türkiye’de iktisadî ve toplumsal gelişmeler doğal bir gelişim seyri izlemedi. Osmanlı döneminde toplumun kültürel yapısını belirleyen şey ümmetçilikti. Müslümanlık ortak paydasında değişik halklar ve değişik kültürler birleşmişti. 19. yüzyıl Osmanlı edebiyatçıları bir toplumsal düzen şekillendirme amacıyla eserler verdiler. Şemsettin Sami, Ahmet Mithat Efendi gibi edebiyatçılar öğüt, nasihat içeren kitaplarıyla bir toplumsal kültür oluşturmaya çalıştılar. Her bir edebiyatçı etkilenmiş olduğu kültürleri taklit etmeye çalıştı. Bazıları Fransız kültürünü, bazıları Alman kültürünü, bazıları da Doğu ve İslâm kültürünü aşılamaya uğraştı.
Aynı şey iradi olarak uluslaşma yaratma sürecinde de oldu. Kemalizm denilen ulusal ideoloji çok parçalı bir ideolojiydi. Hitlercilik, Mussolinicilik, “Bolşevikçilik”, İslâmcılık gibi değişen dünya dengelerine göre edinilen kimliklerin pragmatist bir yöntemle bazen biri öne çıkarılıp diğeri geri çekilmek suretiyle savunuldu.
Buradaki burjuva uluslaşması doğal bir iktisadî gelişmenin üzerine oturan bir uluslaşma değildi. Önce bir devlet kurulup, sonra buna uygun bir uluslaşma oluşturma işine girişildi. Ulus devletin oluşturulmasında gösterilen aşırı iradi zorlama edebiyat alanında da kendisini gösteriyordu. Kemalist ideolojinin topluma kabul ettirilmesi amacıyla kaleme alınan roman ve diğer edebiyat eserlerinde Türk ve Sünni olanın yüceltilmesi ve diğer halkların, mezheplerin aşağılanması çok bariz bir biçimde görülüyordu.
Zorlama bir ulus ideolojisi oluşturmak amacıyla oluşturulan kurumlardan yetişen edebiyatçılar ve kültür insanları ucube görüşler savunmaya başladılar. Meselâ Kemal Tahir. Aydınlanmacılık ve ilerlemecilik bakış açısıyla hayata bakmasından dolayı Kemal Tahir, Şeyh Bedreddin isyanını “gerici” olarak değerlendirmiştir. Kendisine Marksist olma payesi biçen Kemal Tahir gibi düşün insanları burjuva ulus devletini kutsallaştırıcı bir şekilde savunmuşlardır.
Gayrimüslimlerin mülklerine zorla el koymak suretiyle oluşturulmaya çalışılan burjuvazinin ideolojisi de yamalı bohça gibi oradan buradan devşirilme suretiyle oluşturulmaya çalışıldı. Toplum henüz oturmuş bir yazılı kültür edinmemişken dünyada görselliği öne çıkaran teknolojik aygıtlar gelişmeye başlamıştı. Bu karmaşa içinde yetişen kuşaklar garip bir kültür karmaşası içinde kaldılar.
Sınıf mücadelesi içinde oluşan Marksist damar her ne kadar belli bir kültürel iklim oluşturmaya çalıştıysa da, burada da taklitçilik yöntemi belirleyici olmuştu. Marksist cephede yer alan kadrolar, üzerinde yaşadıkları coğrafyanın tarihini, kültürünü, isyan hareketlerini öğrenmemişlerdi. Ama Rusya’daki, Almanya’daki, Fransa’daki tüm kapitalizm öncesi isyan hareketlerini ya da burjuva devrimlerini gerçekleştiren isyancıları, gene proletarya devrimini gerçekleştirenlerin tarihlerini ezbere biliyorlardı. Başka coğrafyada oluşmuş olan karakterleri yapay bir şekilde bu coğrafyaya uydurmaya çalışıyorlardı. Başka koşullara göre biçilmiş kıyafetler bu koşullara giydirilmeye zorlanıyor, fakat bir türlü uymuyordu.
Kemalizm, o güne kadar oluşmuş olan değişik kültür ve inanışları bıçak gibi kesmeye çalıştı. Bu durum bir kültürel kısırlaşmaya yol açtı. Dilde de bir daralma yaşandı. Zengin Anadolu kültürü ve zengin Anadolu dili kısır bir daralmaya uğratıldı. Irkçılık ve milliyetçilikle kuşatılmış kuşaklar, 1980’den sonra daha da kültürsüzleşmenin içine itildiler.
Şimdiki kuşağın düşünce dağarcığını incelediğimizde ortaya magazin bilgisi çıkıyor. Felsefeyi, edebiyatı, sanatı, estetiği küçümseyen bir magazin kişiliği oluştu. Görsel medya tarafından öne çıkarılmış olan oyuncuların, futbolcuların, şarkıcıların özel yaşamları, kullandıktan kıyafetler ya da araba markaları, makyaj malzemeleri şimdiki kuşağın kültürel hafızasını oluşturmaktadır.
Aşkı Memnu, Hanımın Çiftliği gibi edebiyat eserleri birer magazin şölenine çevrildi. Gençlik bu dizi karakterlerini taklit etmeye başladı. Onların beğeni ölçülerini esas almaya başladılar. Saçlarını, kıyafetlerini dizi karakterleri gibi şekillendirmeye başladılar.
Ortam bu. Marksist hareketin bu ortamda yeni bir kültürel zemin oluşturmak için hangi araçlarla nasıl bir mücadele yürütmesi gerekir?
2010 Haziran’ında gerçekleşen Grup Yorum konserine 55 bin insanın katılmış olması, toplumun yozlaşmış kültürel ortam içinde belli bir bıkkınlık yaşadığını, iyi organize olunursa alternatiflere açık olduğunu gösterdi. Kitleler iyi kültüre, iyi edebiyat ve sanata susamış durumdadır.
Sosyalist gerçekçi edebiyat, mevcut koşullar içinde geleceğin toplumunu kuracak olan insan karakterlerini işlemek zorundadır. Bunu yaparken, içinde bulunulan koşullar görmezden gelinemez. Eski dönemin araçlarıyla, yeni dönemin ihtiyaç duyduğu karakterleri üretmek pek olanaklı görünmüyor.
Öncelikle mevcut olan sanallaşmış, boşluğa düşmüş olan sanat edebiyat ortamını kırıp yıkmak gerekmektedir. Eleştiri diye piyasaya sürülen yayınların bir eleştiri değil, reklam ve tanıtım faaliyeti olduğunu görüyoruz.
Güçlü bir eleştirmen olan Belinski, Gogol’un son dönem eserlerini eleştirince Rusya’da yer yerinden oynamıştı. Dostoyevski bu eleştirileri okuduğu gerekçesiyle hapse bile girmişti. Gogol son dönem eserlerinde Çarlığı savunan eserler yazmıştı. İlk dönem eserlerinde sistem karşıtı görüşleri güçlü bir dille anlatan Gogol, son dönem eserlerinde Çarlık rejimine övgüler düzünce Belinski’nin şimşeklerini üzerine çekmişti. Çünkü Belinski gerçeğin bilgisi ve belli bir idealin ölçüleriyle bakıyordu yaşama. Şimdiki eleştirmenlerin çoğu belli bir sermaye gurubunun ücretli reklam ve tanıtımcılığını yapmaktadırlar.
Teknolojik gelişmelerin; kitap, dergi gibi yazınsal araçları ortadan kaldıracağı tartışılmaktadır. Fakat bir iki uygulama hariç henüz yaygınlık kazandığından söz edilemez. Bu olasılıkları da dikkate alarak, yıkma ve kurma işlerini yapacak olan yeni insanın oluşturulması mücadelesini her türlü aracı kullanarak gerçekleştirmemiz gerekir.
Proletarya Partisi’ni oluşturma mücadelesinde edebiyat ve sanatda önemli araçlardan biridir. Proletarya Partisi’ni oluşturacak olan kadroların, önceden edebiyat eserlerinde birer karakter olarak yaratılması gerekir. Ki bu konuda azımsanmayacak seviyede bir pratik devrimcilik deneyimimiz, yengi ve yenilgi deneyimlerimiz vardır. Şimdi kafa kafaya verip bu deneyimleri, yürünecek bir hatta dönüştürmek gerekmektedir.
2 Nolu F Tipi Cezaevi Kandıra-Kocaeli
1 Temmuz 2010