
Değerli konuklar,
Sanat gerçek yaşamdan kopuk olamaz. Bir yerde acı çeken bir insan varsa sanat ya da sanatçı ona sırtını dönemez. Gerçek sanat ya da sanatçı içinde yaşadığı toplumun sözcüsü, sesi ve yol göstericisi, öncüsü olan sanat ya da sanatçıdır.
Sanatçı en başta aydın olmak ve taraf olmak zorundadır. Sosyalist gerçekçi Aragon, “Şair, sazını al, ama sabah gazetelerini okuduktan sonra!” diye seslenir şairim diyenlere.
Sanatçı, içinde yaşadığı toplumun acılarını, kederlerini, sorunlarını kendi sorunları gibi bilmeli ve çözüm yollarını, geleceğin aydınlık yollarına nasıl yürünmesi gerektiğini onlara göstermelidir. Bunu yapabilmesi için de sanatçının olan bitenden haberdar olması; ekonomik, politik, siyasi gündemi yakından takip etmesi ve tespit ettiği çarpıklıkları, haksızlıkları halkın anlayacağı bir dille en etkili biçimde dile getirmesi gereklidir.
Unutmamak lazımdır ki sanat, sömüren, ezen burjuva sınıfının karşısında savunmasız halk kitlelerinin en önemli silahı, haklılıklarını dile getirmenin en etkili yoludur. Onun için değil midir ki bu uğurda Pir Sultanlar, Yunus Emreler, Mahzuniler, İhsaniler ve daha nice ozanlar, aydınlar susturulmuş, yok sayılmış ya da yıpratılmışlardır. Bakınız halk türkülerine, onlar halkların asırlarca çektiği acıların, yaşadıkları sevinçlerin sözcüleri değil midirler. Dünyanın neresine giderseniz gidin bu böyledir. Onun için yüzyıllarca yok sayılmışlardır.
Burada bir ayrıntıya dikkat çekmek gerekiyor: “Sanat, hiçbir kurumun ya da partinin sözcüsü, aracı olamaz.” gibi bir bahaneyle sanatın içini boşaltıp onu burjuvazinin sömürüsüne hizmet eden bir kurum hâline getirenler veya getirmeye çalışanlar, sanatı idealize ederek ulaşılmaz bir anlayış olarak gösterenler şunu anlamalılardır ki onlar burjuva sömürücülerinin gerçek sözcülüğünden başka bir şey yapmamaktadırlar.
Bugün bakıyoruz, tekel işçileri, son yirmi otuz yılın en soğuk kış günlerinde, aylarca Ankara’nın göbeğinde en kötü koşullarda, ellerinden alınan ekmeklerinin haklı savunuculuğunu yaparken bile, kendisini sanatçı ya da aydın addeden bir takım kişiler TV ekranlarına çıkıp ahkâm kesiyorlar; fakat birinden biri de ortaya çıkıp gerçek anlamda bir gelecek önerisi sunmuyor. Yuvarlak laflarla gündemi doldurup, dolandırıp her şeyi doğalmış gibi göstererek burjuva sömürü sisteminden hiçbiri dem vurmuyor; aksine sömürü sisteminin devamı için gerekli yerlere gerekli mesajları ustaca ve hokkabazlıkla en iyi şekilde göndermeyi başarıyorlar.
Duygularını halkının yaşamıyla yoğurmayan, halkının çektiği sıkıntılara sırtını dönen, “Ben sanat yapıyorum, bunlar benim sorunlarım değil.” diyen bir sanatçı, gerçek hayatta taraftır; fakat ezilen, sömürülen sınıfın tarafı değil; aksine ezen, sömüren sınıfın tarafında olan, halkının ezilmesine göz yuman ve hatta destek veren bir kişiden başka bir şey değildir.
Burada siz okurlara, sanatseverlere düşen görev ise sınıf sanatının bittiğini söyleyenlere kulak asmamak, ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen sınıfları göz önünde bulundurarak gerçek sanat yapan sanatçılarınızı tanımak ve onlara destek vermek, geri kalanına da hak ettiği dersi vermektir.
Hasan Hüseyin’in dediği gibi:
“biliyorum
şiirle şarkıyla olacak iş değil bu
dalda narı
tarlada ekini kızartmaz güvercin gürültüsü
ama yine de
diller arasında bıçak gibi parlar kavgada
şiirin doğrultusu”
Kavgada bıçak gibi parlar şiirin, sanatın doğrultusu! Onun için onun hakkını vermek, hak olanın sözcülüğünü etmek bir sanatçının bugün en birincil görevi, en önemli sorunudur.
Sizleri sosyalist şair Pablo Neruda’nın ‘Buğdayın Türküsü’ isimli bir şiiriyle selamlamak istiyorum:
Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği aşmaya yarayan
Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
Tohuma dururlar yeniden
Ve halk, toprağa gömülü
Tohuma durur bir yerde
Buğday nasıl filizini sürer de
Çıkarsa toprağın üstüne
Güzelim kırmızı elleriyle
Sessizliği burgu gibi deler de
Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.
Yoldaşça selamlar…
* 17-25 Nisan 2010 tarihinde gerçekleştirilen 15. İzmir Kitap Fuarı’nda, Sorun Yayınları Kolektifi’nin Sanat Cephesi Dergisi için düzenlediği ve 17 Nisan 2010 günü yapılan “Tekel- Kriz ve Devrimci Sanat” konulu Panel-Söyleşi etkinliğimizde İrfan Ünal’ın yaptığı konuşma metnidir. Sanat Cephesi Dergisi.