Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı
Sanat Cephesi
Ana sayfa
Sanat Cephesi Arşivi
Sanat Cephesi Arşivi-PDF Dosyalar
Kitaplarımız
Bağlantılar
İletişim

E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.



Etkinlik - Duyuru
Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı


Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Avni Memedoğlu
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Sharbat Gula
Sharbat Gula
Karmat ile Arbatan
Karmat ile Arbatan
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansı Tebliğleri
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansi Tebligleri
Friedland Kampından Bir Röportaj
Turgay Ulu

Turgay Ulu: Merhaba. Daha önce ünsüzlerle röportajlar yapmaya başlamıştık. Politika, sanat vb. konular üzerine bazı röportajlar yapıp Sanat Cephesi Dergimizde yayımladık. Araya yolculuk ve yeni tutuklanma maceraları girince bir kesinti oluştu. Şimdi yeniden bir röportaj yapma imkânı yakaladık. Şimdi Friedland kampındayız, burada tanıştık sizinle. Kaçak göçmenlerin ve ilticacıların çok sıkıntılar yaşadığına tanık oluyoruz. Siz biraz anlatırmısınız, kaç yıldır buralardasınız? Ne gibi sorunlar yaşadınız?

Ünal: Ben 1969 yılında işçi ailesi çocuğu olarak Almanya’ya getirilmişim. Burada ilkokul, ortaokul okudum. Okuduktan sonra bir iki sene çalıştım. Bazı sebeplerden dolayı başım dolaştı. 1990 yılında cezaevine girdim. Dörtbuçuk sene yattıktan sonra Almanlar beni Türklerin yardımıyla yurtdışı yaptılar. Türkler, Almanlara benim nüfus kaydımı vermişler bana sormadan. Türkiye’de askerliğimi yaptım. Almanların vermiş olduğu yurtdışı kararına itirazım devam etti ve altı sene sonra aile birleşimi yaparak Almanya’ya geri geldim. Sene 2001 olmuştu. Evlilik yaptığım Alman kadınla anlaşmazlığımızdan dolayı boşandık. Alman mahkemesinden almış olduğum başanma kararını, tanınması için Türkiye mahkemesine gönderdim. Sağ olsun bizim Türkler bizim boşanma kararımızı yedi senede zor tanıdılar. Tekrar bir daha evlenemediğim için burada elde etmiş olduğum haklarımı hep kaybettim. Pasaportumu, hüviyetimi elimden aldılar ve kaçak durumuna düştüm. Avrupa’nın merkezinde dişim ağrıdığı halde dişçiye gidemiyordum, yakalanma korkusu vardı. Yeniden burada kaybedilmiş haklarımı kazanabilmem için mülteci kampından geçmem icabetti.

T.U: Uzun yıllardır Almanya’dasınız, başka Avrupa ülkelerinde de kaldınız. Genel olarak baktığımızda Avrupa ülkelerinde yabancılara karşı nasıl yaklaşıyorlar, ayrımcılık var mı? Kaçak göçmenlerin ve ilticacıların gündelik geçim durumu nasıldır?

Ü: Ayrımcılık var mı derken, her geçen gün ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Her geçen gün ayrımcılık artıyor.

T.U: Biraz örnekleyebilir misiniz? Ne tür uygulamalar oluyor meselâ sizin tanık olduğunuz örnekler var mı?

Ü: Evet ben canlı şahidim. Bende çok uyguladılar. Alman belediyesinde evlenmek istiyorum. İşimi zora sokuyorlar. Hakkı olmadığı halde benim yabancılar dosyama bakıyorlar. Benden bir yığın evrak istiyorlar. Benim çalışkanlığım doğruluğum beni ileri götürdü. Ama burada bir yabancı olmak, Türk olmak bana karşı ayrımcılık yapılmasına yol açtı. Mültecilerin ve yabancıların günlük geçimi çok zor. Türkiye devleti benim evraklarımı göndermediği ve geciktirdiği için gündelik yaşam koşulları çok sıkıntılı oluyor.

 T.U: Son yıllarda Avrupa ülkelerinde ciddî krizlerin yaşandığına tanık oluyoruz. Yunanistan’da hergün eylemler oluyor. Aynı şekilde İspanya’da, İngiltere’deki eylemler artıyor. Avrupa ülkeleri eskiden var olan birçok sosyal haklarda kısıtlamalara gidiyor. Emeklilik yaşını yükseltiyor. Sağlık ve diğer sosyal yardımlarda kısıntılara gidiyor. Sizce bundan sonra Avrupa’da yaşayan mültecilerin durumu daha mı zorlaşacak? Avrupa ülkelerinde belli ölçülerde bir ırkçılığın geliştiğini de görüyoruz. Meselâ son olarak İngiltere’de polis bir esmeri vurarak öldürdü ve buna karşı büyük eylemler oldu. Sizce Avrupa nereye doğru ilerliyor?

Ü: Biz Almanya’da da çok ayrımcılık gördük. Artık ayrımcılık ve ırkçılık uygulamalarını kanıksadık. Allah kimseyi Avrupa’da Türk yapmasın. Bu kadar zor şartlar altında Almanlarla uğraştığımız yetmiyormuş gibi, bir de Türk devletinin bizim hakkımızı vermemesi yüzünden çok mağdur olduk. Avrupa Birliği dedikleri olay benim ufak beynimde halk için beş metelik yararı olmayan bir kuruluştur. Patronsan Avrupa Birliği senin için biçilmiş bir kaftan. Ama patron ya da zengin değilsen hele bir de Türkiyeliysen Mart karı yağmış demektir. Mülteciler de maça bir sıfır mağlup olarak başlıyor. Günleri bu Mart karını temizlemekle geçiyor. Hesabıma göre Avrupa Birliği parçalanacak, üç beş ülke kalacak, geriye kalanları çıkaracaklar. Anlayacağımız dünyanın başına belâ kalacak Avrupa Birliği. Avrupa Birliği’nden geriye büyük bir enkaz kalacak.

T.U: İnsanlar buralara doğup büyüdüğü memleketlerinden geliyorlar. Dil bilmiyorlar. Sevdiklerinden, akrabalarından kopuyorlar. Bu durum insanların ruhsal durumlarını nasıl etkiliyor. Buralarda mutlu mu göçmenler. Bazı insanların Almanya’daki kâğıt işlerinin karmaşıklığı nedeniyle intihar ettiklerini duyduk. Sizin gözlemleriniz nelerdir?

Ü: İnsanlar o kadar uzak diyarlardan kalkıp gelmişler buralara. Hemen dil öğrenmeleri lâzım. İnsanların ruhsal durumuna gelince, insanlar ruhsal olarak yıpranıyor. Ama bence her duruma karşı insanın başına gelenlere dayanması gerekir. Evrak sorunu hem buradan hem de Türkiye’den problemli oluyor. Avukatım olmadığı halde burada üç haftada tanıtabildiğim yabancı mahkeme kararını, Türkiye’de avukatım olduğu halde senelerce sürmesi bizi ruhsal olarak yıpratıyor. Türkiye’de buralarda bize darbe vurmuş oluyor. Rekabette eşitsiz kalıyorum. Alman arkadaşlarım bana hava atıyorlar.

T.U: İnsanlar başka bir kültürden çıkıp başka bir kültürün içine giriyorlar. Bu heim‘daki gençlerin kılık kıyafetlerinden, saç modellerinden ve genel olarak davranışlarından gözlemlediğimiz kadarıyla; ne tam geldikleri yerin kültürünü koruyabiliyorlar ne de buranın kultürüne tam ayak uydurabiliyorlar. İnsanlar buralarda kültürel olarak ne tür çelişkiler ve sorunlar yaşıyorlar?

Ü: Bizim Türkiye’den gelenlerin dilleri yok. Öğrenemiyorlar da. Pek öğrenmek de istemiyorlar. Ondan sonra hakkımız yok diye tantana ediyoruz. Okuyup bilinçlenip, dil öğrenip burdaki hakkımızı arayacağımıza kahve köşelerinde sürünüyoruz. Bizim gençlerin Almanlarla hiç problemi yok onlarla perçinleşmişler kaynaşmışlar. Tabii bunlar eski modeller. Entegre olamayanlar var. Burada yetişen Türkiyeliler entegre olmuşlar. Entegre olamayanlar sonradan gelenler olmuş. Onların nesli artık tükendi. Artık Türkler entegre olmuşlar, korktuğum Türkiyelilerin Türkiyeyi unutmasıdır şimdi.

T.U: Buralarda havalar hep soğuk oluyor. İstanbul’un havası daha güzel. Manzaralar açısından düşündüğümüzde de gene buraların İstanbul’dan güzel olduğunu söyleyemeyiz. Siz nasıl hissediyorsunuz. Karşılaştırma yaptığınızda. Buralar mı daha güzel, yoksa Türkiye’nin değişik illeri mi daha güzel?

Ü: Buralar soğukluk açısından evet biraz serin geçiyor mevsimler. Güzellik gözle olan bir olaydır. Bakış açısına bağlı. Bence bakışa göre her taraf güzel. Ama herkes bu güzelliklerden faydalanamıyor. Türkiye’de de güzelliklerden imkânları olanlar faydalanıyor, Almanya’da da güzelliklerden imkânları olanlar yararlanıyor. Yoksul ve işçi kesimi bu güzelliklerden faydalanamıyor.

T.U: Buralarda iş ve çalışma koşulları nasıl? İş bulmak kolay mı, ya da ücretler nasıl, ev kiraları nasıl, insanlar rahat geçinebiliyorlar mı? Devletin mültecilere verdiği ev kirası ve sosyal yardımlarla geçinmek kolay oluyor mu?

Ü: Hayır geçinmek hiç kolay olmuyor. Koşullar çok kötü. Kayıtlara bakarsak, hepsi fakirlik sınırının iki kademe altında. İş dersen, eskiyle karşılaştırdığımızda fabrikalarda iş yok. Olan işi de robotlar yapıyor. Avrupa Birliği’nin birleşmesinden dolayı iş gücü değeri çok ucuzlamış durumda. Fabrikada şansın varsa iş bulsan bile en düşük olan asgari ücret veriyorlar.

 T.U: Göçmenler burada daha çok ne tür işlerde çalışıyorlar. Almanya’da Türkiyelilerin genellikle dönercilik yaptığı söyleniyor. Daha çok hangi işlerde çalışıyor insanlar?

Ü: Fabrikalarda iş olmadığı için insanlar mecburen dönerciliğe yöneliyorlar. Büfecilik ve genellikle de ayak işleri yapar mülteciler. Daha çok pis işlerde çalıştırılıyorlar. En fazla temizlik işlerinde çalışıyorlar.

T.U: Göçmenlerin sıkışmış olan yaşam koşulları nasıl düzelir? Zenginlerle yoksullar arasındaki uçurum her geçen gün artıyor. Sizce eşit ve özgür bir dünya kurulabilir mi? Bu mümkünse nasıl yapmak gerekir?

Ü: Önce göçmenlerin hemen Almanca öğrenmeleri lâzım. Almanlarla kaynaşmaları lazım. Zenginlerle yoksullar arasındaki uçurum her zaman var ve her zaman olacak. Onu düzeltmek zor. Adam otuz sene çalışıp zengin olduysa hakkıdır. Haktan adaletten yanayız her zaman. Yoksulların da artık haklarını aramasını öğrenmesi lâzım. Yoksulluğunu araştırıp tedbirlerini alması lâzım. Ben de bazı Avrupa ülkelerinde protesto eylemlerinin olduğunu izliyorum. Ama Almanlar ayaklanmazlar. Belki Almanların biralarını, içkilerini keserlerse ayaklanırlar, onun dışında ayaklanmazlar. Bazı Almanyalılar köpeklerinin dişlerini altından kaplama yaptırıyorlar. Biz dişlerimizi yaptırmakta zorlanıyoruz. Gerisini sen düşün artık.

2006 - 2012 Sanat Cephesi
Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı