
Coğrafyamızda kültür/sanat/estetik alanındaki sanatçıların ve sanat akımlarının değerlendirmelerinin yerli yerine oturabilmesi için sadece eserinin içeriğini değerlendirmek yeterli değildir. Çünkü sanatçı toplumdaki olay ve olgulara belirli bir dünya görüşü ve bu dünya görüşünün yöntem ve sanatsal teknikleri üzerinden bakarak, nesnel gerçekliğe müdahale etmektedir. Sanatçının dünya görüşü/ideolojisi, sanatçının hem sanatsal yaşantısını hem de genel yaşantısını ve tavırlarını belirlemektedir. Bu durum sanatçının genel sanatsal yaşantısının içinden, kültürel ve politik yaşantısına da bakmak gerekliliğini ortaya çıkarır. Çünkü sanatçının bize yansıyan kısmı görünen tavır kısmıdır. Bu tavrın ortaya çıkmasında yaşanan bir arka plan vardır. Bu arka planı görebilmek için de sanatçının diğer alanlardaki yaşantılarının anlaşılması gereklidir. Bize gösterilen/pazarlanan imajını da dikkate alarak bir bütün olarak sanatçının incelenmesi bir zorunluluk olarak kendisini dayatır. Bu iş hem zahmetli hem de cesaret gerektiren bir iştir.
Sosyalist gerçekçi sanat akımı kendi kanalını oluşturabilirse, görüntü ve görüntünün arkasında duran gerçeği ortaya koyarak ilerleyebilirse, kanalın mecrasını derinleştirebilir ve hareketin debisini ve ivmesini artırabilir.
Diğer insanlar gibi sanatçılar da ilk edindikleri kimlik ve kişiliklerinin sürekliliğini sağlayabilmesi için örgütlü olmaları, örgütsel sürekliliklerin her koşulda sürdürmeleri ve kendilerini sürekli derinleştirerek yeniden üretmeleri gerekiyor. Bu gerekliliği yerine getiremeyen sanatçılar, ilk ortaya çıktıkları dönemde oluşan imajlarının arkasına gizlenerek, ilk çıkışlarıyla hiç bir ilgisi olmayan işlere kayıyorlar ve olmadık mecralara giriyorlar. İlk oluşan imajlarını da girdikleri yeni mecralarda, yeteneklerini ve sanatsal tekniklerini geliştirdikleri oranda da ranta dönüştürüyorlar. Hatta ünlü olmaktan da öteye, emperyalist-kapitalizmin sanat pazarında hatırı sayılır marka/meta haline geliyorlar.
Bu sanatçıların en önemli ortak özellikleri, her dönemde sanatsal yeteneklerini ranta çevirebilme konusunda ustalaşmış olmalarıdır.
Bu markaların önemli bir bölümü, geçmişlerinde solla, sosyalizmle bir biçimiyle ilişkilenmiş, çeşitli nedenlerle ilişkilendirilmiş unsurlardan oluşuyor.
Bu unsurların sayıları oldukça fazladır. Hepsinin sanatsal/kültürel yaşamlarını teker teker izlemek, oldukça geniş boyutlu ve bütün alanlarda örgütlü olmayı gerekli kılmaktadır. Coğrafyamızda işçi ve emekçi hareketinin, devrimci-sosyalist-komünist sol akımların, sosyalist gerçekçi sanat hareketinin yaşamakta olduğu sorunlar aşıldığında ve Devrimci bir Sınıf Kurmaylığı yaratıldığında sosyalist gerçekçi sanat ve sosyalist gerçekçi sanat hareketi daha işlevli ve etkin hale gelecektir. Şimdilik gücümüz, yeteneğimiz, bilincimiz oranında teşhir etme görevimizi yerine getirerek, “Tanı Bunları!” diyerek yolumuza devam edeceğiz. Dönem dönem de “Tanı Bunları!” demeyi sürdüreceğiz.
Ayrıca yerli-yersiz, düzenli-düzensiz, bilinçli-bilinçsiz, görevli-görevsiz olarak sosyalist gerçekçiliğe saldıranlara ve sataşanlara (düzeyli, karşılıklı etkileşime açık, samimi eleştiriler bunun dışında) hak ettikleri cevabı vermek konusunda da gerekeni yapacağız. “Tanı Bunları!” sözlerimize şair, yazar Attila İlhan’la başlıyoruz.
Attila İlhan’ın üzeri örtülen ve gizlenen özelliklerini açarak konuya bir başlangıç yapıyoruz.
Attila İlhan
Attila İlhan, 28 Ağustos 1950’de Esat Adil Müstecaplıoğlu’nun başkanlığında ikinci kez kurulan Türkiye Sosyalist Partisi(TSP)’ne, Partinin çıkardığı Gerçek gazetesine öğretmen Hasan Tanrıkut kanalıyla girmiştir.
Attila İlhan hakkında TSP’de ve Gerçek Gazetesi’nde görev alan Orhan Müstecaplıoğlu (Esat Adil’in yeğeni) şüphelerini partinin yetkili kişilerine iletmiş, ancak “ortada somut bir delil olmadığı ve farkında olunduğu” gerekçesiyle bir önlem alınmamıştır. Bu durumu Orhan Müstecaplıoğlu şöyle anlatmaktadır:
“O sıralarda Attila İlhan adında bir kişi daha peyda oldu. Tanımadığımız, kimin nesi olduğunu bilmediğimiz; hatta diyebilirim ki başlangıçta bildiğimiz ve hatta benim bizzat olayına tanık olarak hakkında bilgi edindiğim bir kişiydi.
Bu adam karışıktı, nitekim sonradan da kesinlikle MİT’e hizmet eden (Önceleri Millî Emniyet’e hizmet veren) bir ajan olduğu mahkeme zabıtlarına göre doğrulandı
Bu adam Gerçek gazetesine Hasan Tanrıkut tarafından getirildi. Geldiği gün benim aleyhimde faaliyete geçti. Esat Adil’le benim hakkımda dedikodular yapmaya başladı. Esat Adil buna yazı yazma imkânları tanıdı, bazı şeylerine göz yumdu, müsamaha gösterdi. Hatta Mustafa Börklüce; bunun bir taktik icabı olduğunu, olayları bu kadar büyütmememi, Esat Adil’in o kadar aptal bir adam olmadığını, şimdilik böyle kişilerle idare-i maslahat etmenin zorunlu bir durum olduğunu, bunların daha ileride açıklığa kavuşacağını, hiç olmazsa bir müddet için sabırlı olmam gerektiğini söylüyordu.
Ben bütün bunları gereksiz taktikler olarak kabul ettim.
.........
Sonradan 1952’de Esat Adil ve grubu ikinci defa TSP yüzünden mahkemeye düştüklerinde bu Attila İlhan’ın gerçek kimliği ortaya çıktı. Benim daha başından yaptığım ikazların Attila İlhan hakkındaki doğruluğu görüldü. Attila İlhan’ın tamamen Millî Emniyet’te görevli, onların verdiği görevi yerine getiren bir adam olduğu mahkemede verdiği ifadeleriyle kesin şekilde belgelendi.
………
Attila İlhan böylece tamamıyla demaske oldu. Attila İlhan’ı Partiye ve Gerçek’e getiren Hasan Tanrıkut da bu yargılama sırasında Esat Adil’i suçlar biçimde ifade vermiş.
……….
Sonradan Hasan Tanrıkut yaptıklarından ötürü çok pişmanlık duymuş ve vicdan azabı çekmiş. Esat Adil’le bir mektup göndermiş. Mektubu bana da gösterdi, şöyle bir göz attım. Esat Adil Hasan Tanrıkut’un mektupta yazdıklarını bana anlattı: Tanrıkut ‘Bu işe beni Attila İlhan zorladı, MİT’le ilişki kurdurdu, o aleyhteki ifadeleri vermem için onlar bana telkinde bulundular, oyuna getirildim, bunun müsebbibi Attila İlhan’dır. Çok üzgünüm, beni affedin’ diyormuş.” (Emin Karaca, Unutulmuş Sosyalist Esat Adil, Belge Yayınları, 2008, s.303-304-305)
Katledilen gazeteci yazar Uğur Mumcu da 14 Şubat 1984 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki Gözlem köşesinde “1952 Davasında Attila İlhan’ın Ettikleri…” başlıklı yazısında Attila İlhan ve Hasan Tanrıkut’un “Kamu Tanığı” olarak verdikleri ifadeleri ayrıntılı olarak verdikten sonra, Attila İlhan’ın bir şiirinden alıntı yaparak şöyle demektedir:
“Bilhassa… şahit Attila İlhan’ın 133’deki ifadeleri… Partinin ve mensuplarının gizli maksatlarla varmak istedikleri gaye karşısında tevahhuş ederek partiden istifa dahi etmiş olmaları…
Arkadaşlarının cezalandırılmasına yol açan bu tanık ifadelerini öğrendikten sonra Attila İlhan’ın bir de şiirini okuyalım:
O sözler ki kalbimizin üstünde
Dolu bir tabanca gibi
ölüp ölesiye taşırız
O sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan
uğruna asılırız
Hangi sözlerdir ‘uğruna asılacak’ sözler?
Arkadaşlarını suçlayan ifadeler mi?”
Uğur Mumcu da incelediği Dava Dosyasında Attila İlhan’ın ifadelerinden hareketle Attila İlhan’ın istihbarat görevlisi olduğunu kabul etmektedir.
Hasan Bülent Kahraman, 25 Ekim 2010 tarihli Sabah gazetesindeki köşesinde “Uzun Ömrün Şiiri” başlıklı şair Arif Damar’ın ölümüyle ilgili bir yazı yazdı. Yazıda Arif Damar’la bir karşılaşmasında aralarında Attila İlhan’la ilgili bir konuşma geçmektedir. Arif Damar, Hasan Bülent Kahraman’a Attila İlhan hakkında şunları söylemektedir:
“Sen bilmezsin Attila casustu. Tamamen MİT’in adamıydı. Biz bilirdik… Hepimiz hapisten ve işkenceden geçtik. Parmaksız Hamdi (İstanbul Emniyet Müdürlüğünde işkenceci polis memuru) bir tek ona dokunmadı. Bir gün buluşalım ben sana uzun uzun anlatayım.”
Şair Arif Damar, ölmeden önce Hasan Bülent Kahraman’la buluşup Attila İlhan’ı uzun uzun anlatabilseydi, Attila İlhan’ın istihbarat elemanı olmasına ilişkin çok daha ayrıntılı bilgiler edinebilirdik.
Ayrıca şair Arif Damar Attila İlhan’la ilgili bildiklerini uzun uzun yazabilirdi. Bildiği halde niçin yazmadığı da sorgulanmalıdır.
Attila İlhan Komünizme ve Komünist sola karşı mücadelesini oldukça “derin ilişkiler” üzerinden sürdürdü. Kemalizmin komünizme karşı özünü derinleştirmek için Sultan Galiyef’in görüşlerini de çarpıttı. Millî şair, millî yazar, millî solcu (nasyonal sosyalist) olarak ürünler verdi. Nasyonal solcu “Ulusal Kanal”da siyasal kültür ve sanatla ilgili burjuva resmî ideolojisine ve burjuva resmî tarih anlayışına uygun programlar yaparken, ancak ölüm onu burjuva kültür ve sanat cephesinden ayırabildi.