
(8. Sayıdan Devam)
(Yazının ilk bölümüne ulaşabileceğiniz adres:
http://sanatcephesi.org/SC/286/halk_muziginin_ulusallastirilmasi_-1-
Halk müziğini değerlendirirken yönetenlere karşı bir arada duran tüm kesimlerin ortak yaşayış diyalektiğini, sınıf mücadelesi tarihini ve kapitalizmle birlikte gelişen uluslaşma sürecini iyi kavramak gerekiyor. Anadolu ve Yukarı Mezopotamya’da birçok uygarlık izler bırakmıştır. Önceki uygarlığın çelişkileri ve birikimi üzerine yeni uygarlıklar var olmuştur. Doğal olarak her uygarlık bir sentezin ürünüdür. Akadlar, Hurriler, Hititler ve Sümerlerde kullanılan çalgılar sonraki tüm uygarlıklarda yeni yeni nitelikler kazanarak var olmuştur. Bu açıdan “Bağlamayı” bu coğrafyadan koparıp “Kopuz” üzerinden Orta Asyalara götürmek ve oradan buraya geldi demek sadece idealist-Türkçü tarih yazımının marifetidir.
Müzik, egemenlerin elinde yönettikleri kesime karşı nasıl bir silah olarak kullanılmışsa, aynı şekilde yönetilenlerde kendini müzik içinde var ederek egemenlere karşı durarak bir silah olarak kullanmayı bilmiştir. Müzik gerek savaş aracı olarak gerekse üzüntü, eğlence ve çalışma için yaşamın içinde insanın sosyal, kültürel varoluşu içinde daima var olmuştur. Bu açıdan Köroğlular, Pir Sultan Abdallar, Serdariler ezilenlerin emekçilerin sesi olurken Zekai Dede Efendiler, Mısırlı İbrahim Efendiler, Laftacı Anonlarda saray ve çevresindeki kentlerde yaşayan egemenlerin ruh dünyasını müziğe taşımıştır. Yine egemen Sünni-İslâmın dinsel müziği ilahilerine karşı deyişler, Osmanlı ordusunun mehter marşına karşı Köroğlu, Dadaloğlu koçaklamaları yaşamın içinde zamanla şekillenmiştir. Eskiden saray sanatçıları ve din adamları “ümmet”i var etmek için çalışırken, kapitalizmle birlikte devlet sanatçıları “ulus”u inşa etmek için çalışır durumdadır. Aristokratları bir arada tutan “ümmet” kavramı ile kapitalistleri bir arada tutan “ulus” kavramı üzerinden yapılan tektipleştirme emekçi halkın özlem ve yaşama biçimine rağmen yaratılmak istenmiş, aykırı sesler imha edilmeye çalışılmıştır.
Anadolu ve Mezopotamya’daki emekçi halkın müzikal/kültürel anlamda birliğinin basit bir zihniyetle tek bir etnik yapıyı yücelterek inşa edilen ulus içinde sıkıştırılamayacağının tüm renkliliğine bilindik bir örnek olarak anadili Ermenice olmasına karşın cümbüşüyle Arapça, Süryanice, Türkçe, Yunanca ve ağırlıklı olarakta Kürtçe söyleyen Aram Tigran, anadili Ermenice olmasına karşın Türkçe yazan Âşık Sarkis Zeki Nurluyan, anadili Kürtçe olmasına karşın Türkçe yazan Âşık Meluli’nin müzikal yolculuklarında görüyoruz. Bu coğrafyada Ermeni âşıklar (Aşuğlar), Rum udiler gibi çok çeşitlilik gösteren yapı ulus devlet tahayyülü ile birlikte tek kalemde silinmiş “Yurttan Sesler” yavanlığıyla her şey tek tipleştirilmeye çalışılmıştır. Neyzen Zenop, Kemani Tatyos Efendi, Udi Hrant, Tamburi İzak, Âşık Nâmî, Kul Eflâzî, Kul Agop, Âşık Kevkebî, Âşık Ganî, Âşık Pesendî, Âşık Civan, Âşık Bidarî Serverî gibi daha yüzlerce isimlere (9) sanki bu coğrafyada hiç yaşamamış gibi davranmak inkar ve asimilasyon değil de nedir?
Çok dilli ve kültürlü halk müziği geleneği özündeki mücadele ve köylülerin, emekçilerin sesi olarak özündeki mücadele birikimiyle bugünkü ilerici/devrimci sınıfın müziğine büyük bir miras bırakmaktadır ve bu miras çağın müzikal birikimini de içine alarak geleceğe taşınmak zorundadır. Aksi halde burjuva milliyetçiliğinin içinde sadece bir aksesuar olarak kalacak ve zamanla tüm temel özelliklerini yitirerek yok olacaktır. Günümüz burjuva kültürü işçi sınıfı ve emekçi halklara karşı olmasından dolayı halk müziğine de karşıdır; karşı değilmiş gibi gözüktüğü yerlerde de pragmatizm içinde düşünür; halk müziğinin temel felsefini özellikleri silerek yarattığı ulusu-milleti “yüceltmeye” yani sınıf gerçekliğini bastırmaya kullanır. Geçmiş dönemlerde de halk müziği ile aristokrasinin-sarayın müziği sosyal yaşantı farklılığı nedeniyle bir birinden kopmuştur. Saray halk müziğine kendisine, felsefesine, ideolojisine, dinine, mezhebine karşı ögeler taşıdığı için karşıdır. Tarih boyu da bu karşılık imha ve inkâr üzerine kuruludur.
Aynı inkâr ve imha politikaları Türk-İslam-Sünni çerçevede Cumhuriyet döneminde de devam etmektedir. Gelinen bugünkü noktada TC’nin ulusal kültür/müzik programı kapitalistleşmeyle (emperyalizmle tam bütünleşmeyle) paralel “popüler kültür” içinde hepten yoz bir noktaya gelmiştir. Önceleri “Arabesk” müziğin her yeri sarması sonrasında “pop” müziğin mutlak geniş kesim üzerinde hâkimiyet kurması yıllardır diretilen zehirli müzik politikalarının sonucu olmuştur. Ve ister istemez günümüzde milliyetçilik hezeyanı üzerinden salt “etnik müzik” dinleyerek ya da yaparak bu saldırıya karşı olduğunu ifade eden önemli bir kesim oluştu. Bu kesim etnik kökenini dünyanın merkezine koyarak tüm diğer etnik grup ve kültürleri hatalı bir şekilde birbirinden koparmaktadır.
Burjuva medyası ve onun devletinin resmî kanallarında halk müziğinin içindeki asıl mesaj silinerek veya çarpıtılarak popüler eğlence/meta unsuruna dönüştürülüyor. Eski yasaklı döneme kıyasla daha derin bir asimilasyon ve tahrifat yapılıyor.
Halk müziği aynı coğrafyada yaşayan insanların kolektif emeğinin ürünüdür. Bu ürün yeraltındaki cevherler gibi ustasının elinde işlenmeyi bekler. Önemli olan ustanın malzemeyi kimden aldığı değil onu benimsemesi ve çağının birikimi ile yeniden üretmesidir. Üretim süreci kuşaklar boyu zenginleşerek tüm insanlığın olur.
Yine halk müziğinden koparılmaması gereken Klasik üslup (Klasik müzik) birçok ustanın (veya ulusun) ürünüdür ve insanlığın ortak başarısıdır. Çünkü bu müzikte de halk materyali zengin bir çeşitlilikle Haydn, Mozart, Bach, Liszt, Beethoven, Schubert, Chopin, Glinka, Verdi, Smetana, Bakakirev, Rimski-Korsokov, Borodin, Brahms, Dvorak vb. gibi sanatçılarda ustalıkla işlenmiştir.(10)
Bu yazıda anlatılanlara renkli bir örnek anlamında anadili Ermenice olan Arapça, Türkçe ve Farsçaya hâkim 1842 Çorum-Sungurlu doğumlu ve Hacıbektaş Postnişini Çelebi Feyzullah Efendi’den himmet alarak “Baba” olan Âşık Sarkis Zeki Nurluyan’ın Ermeni alfabesiyle Türkçe kaleme aldığı dörtlükleriyle sözlerimizi tamamlıyoruz:
“Bir adam tutulsa mühlik bir derde
Ana Hak’tan gayri Lokman olur mu
Hiç güvenme namert olan ademe
Dar gününde andan ihsan olur mu
Nâmert sofra açıp yedirir mi aş
Gazel ipek olmaz, astar da kumaş
Bakır altın olmaz, sırça elmas taş
Yüz bin cila versen mercan olur mu
Hiç havuz olur mu hamamda kurna
Kalbur davul olmaz, düdük de zurna
Serçe keklik olmaz, baykuş ta turna
Kargayı beslesen şâhan olur mu
Denizde yüzer mi karada gezen
Bî-namaz ne bilir okusan ezan
Dağ tepe büyüyüp ormanda gezen
Bir insanda ilim irfan olur mu
Bahtsızın bağına yazın kar yağar
Şaşkın gider kısır ineği sağar
Hiç kurda varır mı beslesen zağar
Tilki gezmek ile aslan olur mu
Kel başına sürer bulsa bir ilaç
Ayı oynar mı hiç olur ise aç
Güllü diba giyse başına da taç
Çingen kızı hanım sultan olur mu
Olmaz kartal ile bir akbaba eş
Biri taze et yer öteki üleş
Balçık ile sıvanır mı hiç güneş
Uyuz eşek bir küheylan olur mu
İçindeki kiri pası silmezse
Hakiki ölümden önce ölmezse
Men aref kavlince kendin bilmezse
Ey Zeki o âdem insan olur mu” (11)
Kaynakça:
1. Besteci ve Ulus (Müzikte Halk Mirası), Pencere Yayınları, s.37
2. Halk: 1. Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu, folk: Türk halkı. 2. Aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu: Yahudi halkı. 3. Bir ülke içerisinde yaşayan değişik soylardan insan topluluklarının her biri: Bağımsız Devletler Topluluğunun halkları. 4. Belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütünü, ahali: “Bütün köy halkı orada idi.” -Ö. Seyfettin. 5. Bir ülkedeki yurttaşların bütünü, kamu: “Bilmiyorlar ki halk, halkın diliyle konuşan sanatkârla birliktir.” -O. V. Kanık. TDK Güncel Türkçe Sözlük
Halk: İng. People. Belli bir ülkede yaşayan, kan birliği taşıyan, aynı dili konuşan, benzer yaşama alışkanlıklarını sürdüren, ortak bir tarihi olan insanların oluşturdukları büyük birlik (Halk terimi aynı zamanda; birbirlerinden dil ve köken bakımından ayrı olan, ama ortak bir devlet yönetimiyle birleşmiş bulunan ahali için de kullanılır. Daha geniş anlamda, bir ulusun belli bir çevresi içinde yaşayan bölümü de bu terimle karşılanır: Anadolu halkı gibi). BSTS / Budunbilim Terimleri Sözlüğü 1973
Halk: İng. Folk. Bir toplum içinde, ortak gelenek, görenek, davranış ve uygulamalardan oluşan bir kültürel düzende yaşayan insan topluluğu, bk. halk kültürü, halk yaşantısı, halk toplumu, halk katmanı, seçkin kültürü, krş. toplum, köy, boy. BSTS / Halkbilim Terimleri Sözlüğü 1978
Halk: Genel anlamda: Bir devletin sınırları içinde oturan ve onun yasalarına bağlı kalan insanların tümü; bir memleketin insanları, nüfusu. Çoğu zaman ulus, budun, hatta kabile karşılığı olarak da kullanılır. Bilimsel anlamda: Memleketlerinin ilerici gelişmesini gerçekleştirmeye yetenekli sınıfları ve diğer sosyal tabakaları içeren insan topluluğu. Bu tanımlamaya göre, kapitalist ülkelerde halk, çıkarları uluslararası emperyalizmle çatışan tüm sınıf ve tabakları kapsamına almaktadır. Sosyalist toplumda bütün yurttaşlar halkı oluşturmaktadır. M.L. Politika ve Ekonomi Politik Sözlüğü, Cilt.1, s.272, Yeni Dünya Yayınları, 1978
3. Sevê Evin Çiçek, Ermeni (Fılle) Müzisyenleri ve Kürdistan Müziği, http://www.gomanweb.com/2009_HABERLERI/HABERLER-2009/Agustos/26Agustos/ermeni.htm
4. Armağan Coşkun Elçi, Muzaffer Sarısözen: Hayatı, Eserleri Ve Çalışmaları, Kültür Bakanlığı Yayınları
5. Söyleşi: Şenay Kalkan, Muhalif Bağlama-Arif Sağ Kitabı, İş Bankası Kültür Yayınları, s.70
6. Organoloji: Müzik enstrümanları ve onların sınıflandırmasıyla ilgilenen bilim dalı.
7. Schabarazede Qassim Hassan, Irakta Uzun Saplı Lut, Folklor/Edebiyat Dergisi, Cilt:15, Sayı:58, 2009/2 s.95
8. M. İlmiye Çığ’ın Kültür Bakanlığı Yayınları arasında çıkan Zaman Tüneli İle Geçmişte Sümer'e Yolculuk, adlı çocuklara yönelik yazılan kitabın önsözünden konuya dair “bilimsel” bir örnek: “Büyük Atatürk, dilleri dilimize çok benzeyen ve Türklerin anayurdu Asya topraklarından göç ettiklerine inandığı (bugün bu doğrulanmaktadır) Sumerlilerin ve kültürlerinin ülkemizde tanınmasını ve bilinmesini istiyordu.” Yine internette Hitit dönemine ait “uzun lafta” çalan figürler üzerinden Hititlerin Türk olduğuna dair bir sürü “bilimsel” yazı bulunmaktadır.
9. Ayrıntılı bilgi için: Aram Kerovpyan, Klasik Osmanlı Müziği ve Ermeniler, Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı, İstanbul
10. Ayrıntılı bilgi için: Sidney Finkelstein, Müzik Neyi Anlatır, Kaynak Yayınları.
11. Mehmet Bayrak, Alevi- Bektaşi Edebiyatında Ermeni Âşıkları(Aşuğlar), Ankara Özge Yayıncılık, s.686-687