Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı
Sanat Cephesi
Ana sayfa
Sanat Cephesi Arşivi
Sanat Cephesi Arşivi-PDF Dosyalar
Kitaplarımız
Bağlantılar
İletişim

E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.



Etkinlik - Duyuru
Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı


Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Avni Memedoğlu
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Sharbat Gula
Sharbat Gula
Karmat ile Arbatan
Karmat ile Arbatan
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansı Tebliğleri
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansi Tebligleri
Sorumlu Müdür
Osman Akyol

Çalan eski saat, Haşim Bey’i uyandırdı. Devlet Tiyatrosu Taksim Sahnesinden emekli Haşim Bey, bu gün Özel Etik Tiyatrosundaki ilk işine gidiyordu. Elbette özel tiyatro “ne kadar etik olabilir” tartışmasına konumu itibariyle girecek durumda değildi.

Tiyatronun sahibi her ne kadar eski sahne arkadaşı da olsa özel sektör başkaydı, “adamın gözünün yaşına bakmazlar” diye düşünmüş, saati altıya kumuştu.

Yataktan nizami bir şekilde kalktı, ardından mutfağa gidip ocağa çayı koydu, sonra da lavaboya yöneldi. Klozetin üzerindeyken, ne kadar ömrü kaldığını düşündü. Artık bir çıkış yapmalıydı, işte bu yüzden “Etik Tiyatrosu Sorumlu Müdürü Haşim Karabudak!” ismi önemliydi.

Önce çayı demledi; ardından masaya peynir, zeytin, haşlanmış yumurta ve kahvaltılık domatesten oluşan malzemeleri dizdi. Kahvaltı yaparken leptobunu açıp bir taraftan da gelen maillerini kontrol etti. Arkadaşları yeni işinden dolayı kendisini tebrik ediyorlardı.

Haşim Bey, kahvaltı sonrası kırmızı kaplumbağasına atlayıp yeni iş yerinin yolunu tuttu. İlk işi tiyatro ekibiyle toplantı yapmaktı, gittiğinde Burhan Hoca ve ekibini hazır buldu. Hiç beklemeden toplantıya geçti. İçinde “motivasyon” , “takım ruhu” gibi kelimelerin bolca geçtiği toplantı gündemi önünde duruyordu.

Kısaca kendini tanıttı, yeni gösteri sezonunda ekipten neler beklediğini açıkladı. Bu esnada Burhan Hoca, “yardımcısı Abdullah’ın bu gün boşanma davası olduğundan toplantıya katılamadığını” söyledi. Haşim Bey, “Peki” demekle yetindi.

Siyah uzun saçları ve sakallarıyla Eski Yunan filozoflarını andıran karizmatik görüntüsüyle Burhan Hoca konuşmasını sürdürdü:

- Bu sezonda, birkaç pürüzü aşabilirsek, “Tavuk Döner” adlı bir oyunu sahnelemeyi düşünüyoruz. Kadro tamam, yalnız “ibne” rolünü oynayacak arkadaş kadrodan ayrıldı, bir eksikle oyunun okumasına başladık.

- Peki, o zaman sitemizden duyuralım. Kaç yaşında bu “ibne” karakteri?

- Elli beş-altmış yaşlarında olacak, emekli bir subayın dramı…

Diğer detaylar konuşulduktan sonra toplantı sona erdi. Haşim Bey toplantıda tuttuğu notları çantasına koydu, bu toplantının hemen ardından teknik ekiple toplantısı vardı.

Bir sigara yakıp koltuğuna yaslandı, karşısında duran “Bu Alanda Sigara İçmek Yasaktır!” levhasını fark etmemişti bile. Düşüncelere daldı. İyi işlenirse bu oyun seyirci çekerdi, hatta bir ara, sansasyon yaratmak için, oyuncu kadrosuna Fatih Ürek’i bile katmayı aklından geçirdi.

Çalan kapı hayallerini böldü, gelen teknik ekipten biriydi. “Toplantının ne zaman başlayacağını” soruyordu. “Hemen geliyorum” dedi. Toplantı sahnede yapılacaktı, ardından oraya doğru yönlendi. Koridorda ilerlerken çöp kovasına atılmış bir oyun tekst’i gördü, onu oradan alıp geri döndü ve odasındaki dönüşüme atmak üzereyken son anda vazgeçip masasına koydu.

Döndüğünde herkes sahnedeydi: dekorcu, kostümcü, sesçi, ışıkçı… Toplantıyı hiç uzatmadı, kısaca kendini tanıtıp hemen konuya girdi, eksikleri yerinde görmek istiyordu. “Arkadaşlar, buyurun kostüm odasından başlayalım” dedi.

Hep beraber kostüm odasına doğru ilerlediler. Polis kostümleri eksikti, not aldı. Bir kaç kostümü eliyle kontrol etti, “Şunları yıkamaya verin” diye talimat verdi. Ardından diğer birimlere geçtiler.

İşleri bitirdiğinde üzerine bir yorgunluk çökmüştü. Saatine baktı 17.00’ye geliyordu. Önceleri de yoğun çalıştığı anlar oluyordu, ama bu defa farklıydı. İlk defa yönetici olmanın sorumluluğu altında eziliyordu.  Odasına geçip deri koltuğuna yaslandı, sigarasını yaktı, bir yeri arayıp odasına çay istedi. Bu düşünme seremonisi yaklaşık bir saat sürdü. Sonunda kesin kararını verdi, bu oyun sahnelenmeliydi.  

Duvardaki saate baktı Haşim Bey, 18.00’e geliyordu. Masadaki oyun teksini çantasına koyup dışarı çıktı, daha eve gidip akşam yemeği için hazırlık yapması gerekiyordu. Yolda alışveriş fikrinden vazgeçti ve rotasını oturduğu semte, Fındıkzade’ye çevirdi.

Arabasını evin önüne park edip köşedeki tekel bayisinden alışveriş yaptı. İki paket sigara, dört bira, 150 gram tuzlu fıstık…  Daha sonra Millet Caddesine indi ve Pilavcı Hüseyin’den tavuk döner aldı. Artık evde inzivaya çekilebilirdi. Eve geldiğinde hiç vakit kaybetmeden ilk önce üzerindeki kıyafetten kurtuldu, ardından bir duş aldı. Daha sonra zigon sehpanın üzerine aldıklarını koyup bir bira açtı.

Gemide filmini DVD’ye koyup, ardından kumandanın “play” tuşuna bastı.

Erkan Can, “Bir memleket gibidir gemi... Her şey düzenli ve kontrol altında olmalıdır. Kaidelere uyulmalıdır; kanunlara, nizamlara… Ben de bu memleketin baş şeysi gibiyim, başbakanı gibiyim mesela. Her şey benden sorulur. Denize çıktım mıydı, küçücük gemi bir memleket oluverir. Aslında bir başbakandan daha çok görevim var. Çünkü onun bakanları var, adamları var, falanı var, filanı var... benim yok. Bu gemide eğitim de, sağlık da, eğlence de benden sorulur. Kamil de başbakanın en kıyak yardımcısı, siz de vatandaş, aynı zamanda memur gibisiniz. Bu yüzden; çok kıyak, çok disiplinli ve çakı gibi olmalıyız. Sürekli kendimizi ve birbirimizi kollamalıyız.” diyordu filmde.

Biten filmin ardından tekst’i alıp inceledi, özellikle “ibne” rolünde oynayan “Döne” karakterinin repliklerine baktı. Acemi bir oyuncunun altından kalkabileceği bir role benzemiyordu. Duyguyu seyirciye geçirebilecek tecrübeli bir oyuncuya ihtiyacı vardı. Üstelik yaş problemi de vardı, aradıkları oyuncunun kendisinin yaşlarında olması gerekiyordu.

Aklına şimdi emekli olmuş eski bir arkadaşı geldi. Çoktandır görüşmemişlerdi, numarasını çevirdi:

- Baba n’aber?

- “İyidir abi, senden?”

- N’ossun ya, ben de yeni bir iş aldım, onu kovalıyorum. Hakancım, güzel bir rol var oynar mısın?

- “Tabi abi emret! Neyi oynicam?”

- Küçük bi rol…

- “Ne rolü?”

- İbne olucaksın.

- “İbne… Abi iyi olurdu ama haftaya bizim oğlanın düğünü var, beni mazur görsen…”

- Peki, Hakancım bi şey çıkarsa ben yine seni ararım…

Umutsuzca birkaç kişiyi daha aradı, fakat hep aynı cevapları alıyordu. “Çok yoğundular” Bir ara sıkıştığını fark etti, görüşme trafiğinden dolayı tuvalete gitmek aklına gelmemişti. Tuvalete oturduğunda cep telefonu hala elindeydi. Önemli kararları hep tuvalette verirdi, yine öyle oldu. Bir numara çevirdi, yüzüne bir rahatlama gelmişti:

- Burhan Bey merhaba, Haşim ben… Ekibe haber ver, provalara hazır olsunlar, “ibne”yi bulduk.

- “Tecrübeli biri mi?”

- Evet, evet çok tecrübeli, devlet tiyatrolarından emekli… Çok yakından tanıyorum kendisini… Sen de görünce çok şaşıracaksın…

 

                                                                24 Haziran 2011, İstanbul

2006 - 2012 Sanat Cephesi
Yüzde yüz bağımsız yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı