Sanat Cephesi
E-posta Listesi

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.




Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı


İsmail Hardal
Işık İnsanları
İsmail Hardal
Yüreğimdeki Desteler
Rabia Semra Yücel
Yüreğimdeki Desteler
Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Avni Memedoğlu
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Sharbat Gula
Sharbat Gula
Karmat ile Arbatan
Karmat ile Arbatan
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansı Tebliğleri
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansi Tebligleri
S. Günay Akarsu’nun Onurlu Anısına...
S. Günay Akarsu

Son yazısı

Türkiye Yazıları'ndan önce İstanbul'da yayımlanan ve ülke genelinde dağıtılan bir sanat dergisine gönderilmişti. Yazının yayımlanmayacağını öğrenince, "Ben yazmıyorum sanıyordum, meğer yazdırılmıyormuşum" dedi. Ahmet Say, Türkiye Yazıları'nda yayımlamayı kabul edince ona gönderildi.

S. Günay Akarsu yazının yayımlandığını göremedi, Türkiye Yazıları -Ocak 1983

∗∗∗

ÖZEL TİYATROLARA DEVLET YARDIMI
ÜSTÜNE KURAMSAL DÜŞÜNCELER

Sevgili arkadaşımız, değerli tiyatro adamı Günay Akarsu' yu geçen ay yitirdik. Onun tiyatromuza ve insanımıza katkısını unutmayacağız. Anısı önünde saygıyla eğilirken, ölümüden kısa süre önce gönderdiği yazısını yayımlıyoruz. 
Türkiye Yazıları -Ocak 1983

Bu ülkede yönetim, herhangi bir sanat dalında, diyelim tiyatroda destekleme gereksinmesine neden duyar? Ya da soruyu tersinden sorarsak özel tiyatrolar neden devletten yardım isterler?

Soruyu, hemen ülkenin kültür etkinliğini artırmak, sanatsal yaratının düzeyini yükseltmek hükümetin görevleri arasındadır da ondan diye yanıtlayıvermek gerçeğin yalnızca bir yüzünü yansıtmaktan öteye geçmez. Böyle, bir yanı abartılmış, bir yanı ise bütünüyle gözlerden gizlenmiş, çarpıtılmış, dolayısıyla gerçek olmaktan çıkarılmış saptamalarla doğru sonuçlara varılamaz.

Evet, yönetim her alanda olduğu gibi sanat alanında da hizmet vermek, ülkenin ilerlemesine ortam hazırlamak zorundadır. Görevleri arasında sanatsal üretimi kolaylaştırmak, sanatçıların önünü açmak, sanatçılara olanaklar sağlamak da vardır. Ne var ki olayın bütünlüğünü bozmadan gücünü, sanatı, sanatçıyı yönlendirmek için baskı aracı gibi kullanmaksızın yapmak zorundadır bunu. Ancak o zaman ülkenin sanat düzeyinin yükselmesi sonunda toplum olarak hem bütün ulusun hem de bireyler olarak her yurttaşın daha iyi, daha mutlu bir yaşama yaklaşmasına dolaylı yoldan da yardım etmiş olur. Ancak o zaman çağdaş bir yönetimden, gerçek bir demokrasiden söz edilebilir.

Yoksa tersi amaçlanırsa, yönetim çok çeşitli yollara başvurabilir.

Elinde değişik araçlar vardır. Bir süre için başarılı olabilir bunlar. Ama yalnızca bir süre için... Çok geçmeden bu araçların yetersiz kaldığı anlaşılıverir. Yenileri denenir. Biraz sonra onlar da etkinliklerini yitirirler. (1)

Yönetim desteği eğer sanatı toplumsal dengesizliği artıracak doğrultuda güdümlü kılmaya ya da kısıtlamaya yönelirse açıktır ki bu durumda sanata katkıda bulunmak şöyle dursun, olsa olsa geriletme çabasından söz edilebilir. Bu genel bir dünya görüşünün, her alana bu arada sanata da uygulama düzlemine yansıdığım gösterir.

Sanatı güdümlü kılmak isteyen, bunu başarabileceğini sanan anlayış sanata kendine göre bir işlev yüklemektedir.

Burada sanatın genel işlev sentezini şöyle bir gözden geçirmek yararlı olacak. Sanata herhangi bir ve yalnızca bir işlev yüklemek, bu işlev ne olursa olsun yanlıştır. Sanatın işlevi tek değildir çünkü. Sanat çok işlevlidir. Bunların hepsini yerine getirir sanat yapıtı. Daha doğru bir deyişle, bütün işlevleri üstlenebilen yapıt sanat yapıtıdır ancak. Olsa olsa, etkinlikleri, önemleri değişebilir. Kimi zaman biri öne geçer, kimi zaman da öteki. Ama hepsi her zaman vardır. Her zaman var olmalıdır.

Sanatın başka bir yanı da sanatçının üretme süreciyle sanat algılayıcılarının algılama süreçlerini ayrı ayrı içermesidir. Bu süreçler kimi sanat türünde aynı zamanda, kimi sanat türünde farklı zamanlarda yaşanır. Dolayısıyla sanatın aşağıda belirtilecek olan işlevleri gerçekleştirebilmesi için her şeyden önce algılama sürecinin elverişli koşullarda tamamlanması zorunludur. Tiyatro örneğine dönecek olursak, bir oyunun algılanması ancak seyirci karşısında oynanması ile mümkün olur. Tiyatro işlevini gerçekleştirmesi ise ancak bundan sonraki sürede tamamlanır. Öyleyse kabaca söylemek istersek, seyirci bulamayan bir tiyatro oyunu işlevsellik kazanamaz.

Oyunu izleyen seyirci oyunla başlayan bir değişim sürecine girer. Bu değişim katılma, eleştirme, etkilenme, saptama, yargılama vb. gibi aşamalardan geçebilir. Aşamalar iç içe girdiği gibi, birbiri üstüne de katlanır. Dolayısıyla seyirci bir tek oyunla değil, bütün yaşam sürecinin kendinde yansıması doğrultusunda sürekli bir değişimi yaşar. Bu yüzden tek bir oyunun seyirci üzerindeki etkisini yalıtıp öteki etkilerden, algılamalardan ayırmak olanağı yoktur. Önemli olan oyunun yalıtılmış etkisi değil, seyircinin bütün algılamalardan oluşan demişim sürecidir.

Bu saptamalardan sonra sanatın işlevlerine şöyle bir göz atabiliriz.

Sanatın yaşamı güzelleştirme, güzellikleri ayrımsamamızı sağlama, algılayana estetik tat verme işlevi hemen hiç tartışılmaz. İnsanlar yaşamak için birçok şeye gereksinme duyarlar. Sanat da bunlardan biridir. Sanatsız bir toplum ya da sanattan hoşlanmayan birey yoktur. Ancak toplumsal ya da bireysel yapılar arasındaki ayrımlar sanatta da görülür. Farklı toplumların farklı bireylerin gereksinme duyduğu, dolayısıyla ürettiği sanat olayları birbirinden farklı olur.

Buna göre, tiyatroya ödenek ayıran bir yönetim, tiyatronun seyircisine estetik tat vermesini istiyor bunu destekliyor demektir.

Geri ilkel, bayağı, estetik niteliği düşük bir tiyatroyla da gerçekleştirilebilir bu. Çok çeşitli toplumsal bireysel nedenler diyalektiği yüzünden böyle bayağı bir tiyatrodan tat alan bir seyirci kesimi var ola bilir. Toplum farklı seyirci kümelerine ayrılmıştır. Kimi kesim tiyatroda bayağılığa tepki verir; onun tat alması için daha başka, daha değişik bir tiyatro gerekir.(2)

Bu durumda desteğin hangi tiyatroya yöneleceği sorusu gündeme gelir.

Sanatın gene tartışmasız kabul edilen, bir işlevi de eğitmektir. Ama ne tür bir eğitimin söz konusu olduğu sürekli tartışılmaktadır. Evet, sanat, algılayanı eğitir. Ne var ki nutuk atarak yapılan bir koşullama, bir ders verme değildir. Böyle bir etkisi yoktur sanatın. Ya da olayları doğruluğu var sayılan basit şemalara göre düzenleyerek istenen sonuca varan bir oyun seyircisinde o doğruya bir yaklaşım sağlamaz.

Tiyatro seyircisinin önüne sonsuz sayıda yaşantı getirebilir. Seyirci bu yaşantılardan kendine göre yararlanır. İzlediği yaşam deneyleri onu zenginleştirir. Deneylerin birikmesi sonunda seyirci kimi yargılara varırsa değişme sürecine girmiş demektir. Bir yığın başka etkenin de tepkimesiyle sürekli değişir.

Tiyatro sanatının eğitici işlevi ancak gerçeklikten kaynaklanarak yeniden ürettiği yaşantıları, belli bir doğrultuda tasarımlamasıyla gerçekleşir. Burada seyircinin bu doğrultu ile çelişip çelişmemesi büyük bir önem kazanır. Birbiriyle çatışan iki oyun kişisinden birinin kazandığını var sayalım. Yaşam koşulları gereği kendini o tiyatro kişisinin karşısında gören seyirci bu sonuçtan etkilenir. Başka bir seyirci ise kendini yitiren tiyatro kişisinin karşısında görüyorsa o da başka türlü etkilenir. Böylece aynı konunun bile, farklı seyircileri farklı doğrultularda etkilemesi gibi bir sonuç doğar.

Bu durumda desteğin hangi tiyatroya yöneleceği, daha da önemle gündeme gelir.

Sanatın bir işlevi de yaşam üstüne bilgi taşımasıdır. Sanat ürünü belirli bir ürünü belirli bir bilgiyi içinde kendiliğinden taşır. Ancak bilgi taşımak sözü, bilimin konusuna giren bilginin sanat yoluyla iletildiği anlamına gelmez. Sanat da bundan da öte, insan iç evreni üstüne en karmaşık, en derin durumları aydınlatır, çözümler, seyircinin algısını açar. Bu güçlü yel bilimsel bilginin çok dışındaki alanlara uzanır. Sınır tanımaz.

Gerek bireyin, gerekse toplumun sanat arenasında saklı gizlisi kalmaz. Bütün ilişkiler açıkça sergilenir. Ya da tersine saklanır, çarpıtılır.

Bu bakımdan desteğin hangi tiyatroya yöneleceği gündeme gelir.

Sanatın kendi değerini yükseltme işlevi de vardır. Sanat bir gereksinme olduğuna göre her toplum, her birey sanata yöneliktir. Ancak sanatın gelişmesi, ilkellikten, bayağılıktan kurtulup yücelmesi, zenginleşip yetkinleşmesi birçok toplumsal etken yanında sanatın kendine de bağlıdır. Bir sanat türüyle ilgilenmeye başlayan kimse, gitgide o sanat dalında yetkinleşir, gelişir, ilerler. Buna karşılık toplumda var olan niteliksiz beğenileri sömüren sanat ürünleri de yok değildir Bu ürünler sanatın gelişmesini ayrıca köstekler. (3)

Bu bakımdan da desteğin hangi tiyatroya yöneleceği sorusu gün deme gelir.

Bağlayacak olursak, verilen ya da verilecek bir tiyatro yardımının gerçekten yararlı olabilmesi için yukarıda özetlemeye çalıştığımız verilerin ışığında düşünülmesi gerekir. Gerçekten uzman kişilerce incelenmesi gerekir. Yoksa iyi niyetle bile olsa, sonunda kolay onarılamayacak yıkımlara yol açabilir.

Öte yandan yardımın söz konusu olduğu durumlarda özel koşulların da önemli etkisi vardır. Özel koşullar giderek genel yargıların değişmesine değin varabilir. Eğer eleştirel tiyatro yapmayı amaçlıyor eleştirel tiyatro yapana yardım yapılmama koşulu getirilirse, daha; açık bir deyişle yardım repertuarı, başka öğeleri etkileme amacını güdüyorsa, yardımın hiç alınmaması da düşünülebilir. Bu durumda yardım almak eleştiriden ödün vermek, genel isterlerle bütünleşmek uyuşmak anlamına gelebilir.

Özel durumlarda, yardım alan tiyatronun dünya görüşü, genel tutumu, repertuar bütünlüğü fazlasıyla önem kazanır. Yukarıda belirttiğimizin tersine eleştiri yapmak istemeyen bir tiyatro repertuarımı yönlendirilmesiyle yapısal bakımdan zedelenmeyecektir. Eleştiriyi amaç edinen tiyatro ise zedelenebilir.

Böylece belirtmeye çalıştığımız genel özel koşulların sağlıklı değerlendirilmesi sonunda yardımla tiyatro ilişkisinde yargılara varılabilir. Bütün bu ölçütleri içermeyen tutum yanlışlar, terslikler taşır.

S. Günay Akarsu

∗∗∗

(1) Bu konuda yurdumuzdan birçok örnek verilebilir. Resmi yayın organı sayılan Ulus gazetesi, tek parti döneminde ve sonrasında neredeyse zorla okutulmuştu. Hiçbir etkisi olmadığı gibi, alay konusu olmaktan da kurtulamadı. Ulus gazetesini çıkartmanın yurdumuzun gazeteciliğine bir katkı sağladığı söylenemez. Konumuzla doğrudan ilgili örnek ise ödenekli tiyatrolarımızdan verilebilir. Devlet Tiyatrosu ile İstanbul Şehir Tiyatrosu aslında ayrıca işlenmeye değer bir olgudur; ancak bunların zaman zaman işlevsel, zaman zaman da pek zavallı durumda olmaları dikkat çekicidir. Yönetimin bu kurumlar üzerindeki yönlendirme çabaları azalınca her ikisi de üzerlerine düşeni onurla gerçekleştirmiş, tiyatromuza önemli aşamalar kazandırmıştır. Yönetimin karışması, giderek bu kurumları doğrudan yönetmesi sürecinde ise bu kurumların hiçbir işlev yüklenmedikleri, dahası tiyatromuzun gelişmesine ayak bağı oldukları görülmüştür.

(2) Örneğin Anadolu'yu dolaşan, büyük kentlerde yerleşik çalışan ve kesinlikle ilkel, bayağı oyunlar oynayan birçok topluluk hiç de seyirci sıkıntısı çekmiyor. Buna karşılık, daha güçlü bir oyunu sahneleyen önemli tiyatrolarımızın seyirci bulmaları kimi zaman mümkün olamıyor. Kimi zaman da önemli tiyatro ürünlerine büyük bir seyirci akını görülüyor. Tiyatro yapımızın farklı kesimlere ayrılmış olduğunu hem de kararsız dengede salındığını vurgulayan ilginç bir durum.

(3) Resmi yayın organı TRT'nin güldürüleri bu konuda korkunç birer örnektir. Seyircinin tiyatro beğenisini, güldüren tat alma çizgisini olabildiğince aşağı çekmek, bayağılaştırmak için ortaya çıkıyor sanki bu "komikler".


S. Günay Akarsu'nun bir şiiri

7 Kasım 1982
Gece sabaha karşı 3.00

 

Isınmıyor elleri

Yüreği

Sönmüş

Yazamıyor camlara

Sevgisini, özlemini

Ağzında soluk

Kahreden yalnızlık

Donmuş

Kışlan yazlat izler

Ağustos bungusunun ardından

Bir sonsuz son yaz gelir

Sonra da gelmesin kış

Böyle tek başına

Üşümesin elleri

İnsanların avuçlarında


S. Günay Akarsu

Sanat Cephesi Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi

2006 - 2018

Map