Sanat Cephesi
E-posta Listesi

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.




Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı


İsmail Hardal
Işık İnsanları
İsmail Hardal
Yüreğimdeki Desteler
Rabia Semra Yücel
Yüreğimdeki Desteler
Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Avni Memedoğlu
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Sharbat Gula
Sharbat Gula
Karmat ile Arbatan
Karmat ile Arbatan
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansı Tebliğleri
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansi Tebligleri
Sultanahmet’in İt’leri - 11 - (Anı)
Sırrı Öztürk

Politik Açığa Vurma Polemikleri:

Dr. Bedir Aydemir’in Kolektifimizi Ziyareti

Robert Kolej ya da Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesiydi. “1973 Atılımı” ile Harici Büro’nun kendisini “TKP” olarak ilan etmesiyle bu türden bir örgütlenmede o da yerine almıştı. Barış Derneği’nde çalışıyordu. Hakkında ayrıntılı bilgilere sahip değildik. Ölümünden sonra Alev Yayınları arasında “Dr. Bedir Aydemir Yaşamı ve Görüşleri” ismiyle yayımlanan bir kitaptan hakkında ayrıntılı bilgileri öğrenecektik.

Harici Büro “TKP”nin gerek Marksizm-Leninizm Öğretisi açısından, gerekse Tarihî TKP ile organik bir ilişkisinin olmayışı açısından yapılan eleştiri ve uyarıların sonucunda, İsmail Bilen, nam-ı diğer: Laz İsmail sayesinde komünistçilik oynayanların ilerici saflarda yarattığı bilim ve akıldışı tahrifatlar gecikmeden “TKP” içine de sıçradı.

Kolektifimiz Çalışanları dışında Harici Büro “TKP” diye söze başlayan yoktu. Tarihî TKP ile çeşitli muvazaa partilerini, sahte ve naylon komünistleri politik açığa vurma ilkesel yönelişimizle daima böylelerini tırnak içinde anıyorduk. Burjuva ve küçükburjuva “sol cenah” örgüt/partilerinden de, bu yüzden pek çok düşman kazanıyorduk…

Harici Büro’nun hiçbir Leninist Parti ilke, kural, yöntem ve normları gözetmeden alelacele kendisini “TKP” olarak ilan etmesi olayına yalnızca Tarihi TKP’nin Bilimsel Sosyalizm-Komünizm Öğretisine bağlı olduğunu ve de arkasında V. İ. Lenin’in Bolşevik Partisi ile Komünist Enternasyonal’in (Komüntern’in) katkısı ve onayı bulunduğunu bilen, PARTİ konusunu ideolojik, politik ve örgütsel süzgeçlerinden geçirmiş olan Komünist Kadrolar karşı çıkmıştır.

“1973 Atılımı” yaşadığımız coğrafyadaki PARTİ arayış ve yönelişlerinin giderek yoğunlaştığı, 1971 askeri faşist darbesini karşılayan örgütlerin yeterli teori ve pratik donanım ve kadrolardan yoksunluğu, yaşanan çok yönlü kırım ve kıyımlar sonucunda kolektif çabalarla oluşturulması şart olan İşçi Sınıfı Partisi olgusunun bilinçlerde somutlamaya başladığı ve yer yer bu konudaki çözüm arayışları üzerine, Harici Büro’nun bu yolda gerçekten hariçte kalacağının anlaşılması üzerine kotarılmıştır.

Mustafa Suphi ve yoldaşlarının oluşturduğu I. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi-Kurultayı (I. T.T.K.K.) geleneğine bağlı olan Komünist Kadrolar Leninist ilke, kural, yöntem ve amaçlara kıskançlıkla bağlıydı. Marksist-Leninist normları hiçe sayan örgütlenmelere şiddetle karşıydı. Sınıflar mücadelesinde I. T.T.K.K. yöntemiyle Tarihî TKP’nin oluşturulması ya da inşası; sosyal meşruiyeti ve devrimci yasallığı bulunan tek örgütlenme geleneğimizdir. Başkaca bir örneği yoktur. Yaratılamamıştır. Kolektifimiz Çalışanları da tarihsel, sınıfsal ve ideolojik anlamı büyük olan I. T.T.K.K. deneyiminin ve bu süreçten çıkardığımız çok yönlü derslerle sonuçların uzantısında bir arayış ve yöneliş içindeydi; doğruluğu sosyal pratikte yeterince denenip sınanmış yol ve yöntemlerin yeniden denenip sınanması ve II. T.T.K.K.’nın oluşturulmasının mücadelesini veriyordu.

Bu ve benzeri hesaplaşma, ayrışma ve politik açığa vurma yöntemlerimiz çeşitli telif kitaplarımızda ayrıntılı işlenmiştir. Gazete ve dergilerimiz aracılığıyla da belgelenmiştir. Dileyen ayrıntılı inceleme şansına sahiptir.

Harici Büro’nun siyasi mülteci elemanları ise sınıf mücadelesi tarih ve geleneklerimizin uzantısında bu türden bir konuma sahip değildi. Tarihî TKP SSCB’de değil, yaşadığımız coğrafyada idi. Varlığını bir biçimde sürdürüyordu. SSCB’ye iltica etmiş, kendiliğinden “Harici Büro” isim ve sıfatlarını kullanmış, I. T.T.K.K.’nın ilke ve amaçlarını temsil etmeyen, burjuva resmî tarih anlayışı ve burjuva resmî ideolojisi kemalizm ile sosyalizmi bulamaç misali birbirine karıştıran, Leninist Parti Öğretisi’ni sulandıran, reformist/revizyonist/tasfiyeci bir örgütlenme idi Harici Büro. Harici Büro’nun “Sovyet dalkavukluğu” dışında bir işlevi yoktu. Onların “TKP” isim ve sıfatlarını kullanmış oluşu nesnel gerçekliği asla yansıtmamaktadır. SSCB’nin dış politikasına uygun hareket eden Harici Büro’nun varlığını bu düzlemde sürdürmüş oluşundan SBKP MK’da hem sorumlu hem de kusurluydu.

Kolektifimiz Çalışanları: Anti-Sovyetik ve Anti-Stalinist bir kanala asla düşmeden Marksist-Leninist Öğretinin safındaki yerini korumuştur. Devrimci tarih ve geleneklerimizin kabaca tahrif edilişine asla suskun kalmamış, şiddetle karşı çıkmıştır. Bütün süreçlerde ve de burjuva ve küçükburjuva “sol cenah” avantürye takımının fanatik, sekter, inkârcı, dogmatik ve provokatif girişimlerine karşı, Tarihî TKP ile sahte, naylon ve muvazaa partisi kuran komünistlerle Hakiki Komünist Kadroları birbirinden ayırmanın kavgasını vermiştir. Sağlı “sol”lu burjuva ve küçükburjuva akımların binbir türlü “sinsi kuşatma” politikalarına, sempatizan ve kadrolarımızı ayartmak gibi entrikacı yöntemlere karşı “yalnız kalmayı”, yalnız bırakılmayı göze alarak, ilkelerimizden sapmadan, devrimci çizgimizi ve sürekliliğimizi korumuştur. Bu gerçekliğin bilince çıkarılması için çaba göstermiş, iddiasının arkasında durmuştur. Harici Büro’nun kendisini “TKP” olarak ilan edişi karşısında Devrimci, Sosyalist ve Marksist Kadroları uyarmıştır. Bu türden kendiliğinden oluşumları daima ve sadece örgüt olarak değerlendirmiş, Harici Büro’ya hiçbir zaman PARTİ muamelesi yapmamıştır. Kendiliğinden vahiy geleneği ile ya da “alan kapatma” ilkesiz ve gerici mantığıyla kurulan “komünist” isim ve sıfatları kullanan her oluşumu politik açığa vurma yöntemleriyle daima ve anladıkları dilde karşıya almıştır. Ne hazin günümüzde de parti değilken, parti imiş gibi davranmayı alışkanlık haline getiren örgütlenmeler hâlâ varlıklarını sürdürme telaşı içindedir.

Burjuva ve küçükburjuva solcuları tarafından Devrimci tarih ve geleneklerimizin kabaca sömürülmesi yolunda açılan bu “çığır” günümüzde de pek çok yara almasına rağmen sürdürülmek istenmektedir. Bu türden bir sömürü hayatı ve mücadeleyi kucaklamaya aday İSP’nin kolektif çabalarla oluşturulmasını, sosyal muhalefet dinamiklerinin uyumlandırılmasını, örgütler anarşisi hastalığının giderilmesini ve Devrimci ve Marksist Sol Kadroların yaşadığı ve henüz aşılamayan “Öndersizlik Krizi”nin aşılması mücadelesini aleyhte etkilemiş ve geciktirmiştir.

Kolektifimiz Çalışanlarının yüzde yüz bağımsız ve yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın yerel/sosyal/sınıfsal/enternasyonal kurtuluşu yolundaki ideolojik, politik ve örgütsel mücadelesi sosyal pratikte yüzlerce kez doğrulanmış ve de başka biçim ve içeriklerde günümüzde de sürdürülmektedir. Bu amaçla ürettiğimiz tez ve tahlillerimiz Devrimci ve Komünist Kadrolarca tartışmaya değer bulunmuştur.

Sınıflar savaşının sertleştiği süreç ve ortamlarda kendiliğinden kurulan “devrimci, işçi, sosyalist, komünist, bolşevik” isim ve sıfatlarını keyfe-keder kullananların tamamını açığa vurmuştur. Sisteme “kalp ilacı” olmak dışında bir işlevi bulunmayan bu türden örgüt anlayışlarının izole edilmesi gündemimizden hiçbir zaman düşmemiştir. Harici Büro “TKP”den günümüze sosyal pratikte esamisi dahi okunmayan bir iki hizayı bozan hizip kalmıştır. Her boydan ve soydan muvazaa partileri, reformist/revizyonist/tasfiyeci sahte ve naylon komünist örgütler kendilerini açığa düşürmüşlerdir.

“1973 Atılımı” ile siyaset sahnesindeki yerine alan Harici Büro “TKP” 12 Mart 1971 askeri faşist darbe sonucunda yeterince sınanıp denenen TİİKP, THKO, THKP-C, TKP/ML vb. örgütlerin büyük darbeler aldığı bir süreçte öne çıkmış ya da çıkartılmıştır. Anılan bu türden örgütler, birer kopuş deneyimi ile hayatı ve mücadeleyi kucaklamaya aday örgütsel güvencelerimiz değildi. Harici Büro “TKP”ye yönelen kitleler Tarihî TKP ile Harici Büro’nun ideolojik, politik ve örgütsel ayrılığının farkında değildi. Mevcut devrimci gruplar dışında örgütsel güvence arayan ilerici kitleler SSCB’ye olan saygınlık yüzünden Harici Büro “TKP”ye büyük bir destek vermiştir.

“TKP” içinde kimi rol ve sorumluluk üstlenen kadrolar, sınıf mücadelesi tarih ve devrimci geleneklerimiz içinde tanınmıyordu. Teori ve pratikleriyle, ideolojik ve politik çalışmalarıyla esamileri dahi okunmuyordu. Hâlbuki Komünist Parti’nin inşası sürecinde Kadro olmayı hak edenlerin çeşitli ve çok yönlü telif eserleri olmalıydı. İlerletici tartışmaya değer tez ve tahlilleri bulunmalıydı. İşçi sınıfı ya da emekçi halk hareketleri içinde kitlelere yol gösteren, öncülük-önderlik yapan militan kadrolar olmalıydı. Bir kütlesel direnişi, genel ve siyasi bir grevi ya da emekçi halk hareketini örgütlemiş, mücadelenin ateşinden gelmiş, ciddî, güvenilir militanlar olmalıydı. “TKP”de ise ne İşçi-Kitle ne Köylü-Kitle ne Gençlik-Kitle ve ne de Asker-Kitle çalışması içinde olan hiçbir kadro bulunmamaktaydı. Burjuva ve küçükburjuva solcusu olan kesimler Harici Büro “TKP”ye akın etmişti.

Bu “TKP” öncelikle kitle bağı bulunan, sınanıp denenmiş, mücadelenin ateşinden gelen, çeşitli idealizasyon ve mistifikasyonlarla kotarılan sahte komünist örgütlere asla biat etmeyen Hakiki Komünist Kadroları kuşatma ve tasfiye ile işbaşı yapmıştı.

“TKP”nin DİSK’i cunta misali tepeden ele geçirmesi, çeşitli meslek örgütlerini, sendikaları, Baro, Yazarlar Sendikası, Töb-Der vb. gibi kimi kurumları ele geçirişi, İGD-İKD örgütlenmeleriyle yaygınlık kazanmıştı. O dönem bu coğrafyada nicelik açısından yaygınlık kazanan iki temel siyasi akım vardı: Harici Büro “TKP” ile Dev-Yol… Bu iki örgütlenme siyasi entrika, çeşitli idealizasyon ve mistifikasyonlarla hareket eden biricik örgütlenmelerin başında geliyordu.

“TKP” içinden ilk ayrışma Nihat Akseymen’in (Yörükoğlu) kaleme aldığı “Emperyalizmin Zayıf Halkası Türkiye” eseriyle öne çıktı. Ne hazin Akseymen’in bu eserine İ. Bilen de bir “önsöz” yazmıştı. Hâlbuki bu çalışma Marksizm-Leninizm’e, Zayıf halka tezine sahiplenen bir içeriğe sahipti. SBKP MK’nın izlediği politikaya tersti. İ. Bilen bu esere “önsöz” yazarken SBKP MK ile ters düştüğünü sonradan fark etti. İ. Bilen Marksizm-Leninizm Öğretisinden habersiz biriydi. Akseymen’lerin elindeki, Londra’da yayımlanan İşçinin Sesi gazetesi ve çevresi böylece “TKP”den ihraç edilecekti. “TKP Londra Kanadı”, “TKP-İşçinin Sesi” gibi isimlendirmelerle anılmaya başlanacaktı Akseymen ve arkadaşlarının teori ve pratiği.

“TKP”nin bu ilk ayrışması Leninist Parti Öğretisi’ne uygun bir ayrışma değildi. Harici Büro’nun kendisini, kendiliğinden “TKP” olarak lanse edişine devrimci bir müdahale ise hiç değildi. Bu türden bir örgütlenmede de küçükburjuva kariyerizm duyguları egemendi.

İşte Dr. Bedir Aydemir ile tanışmamız böyle bir sürece/döneme rastlamaktaydı. “TKP”deki ayrışmaları, kariyerizm kavgalarını dikkatle izliyorduk. Bu yoldaki teori ve pratiğimiz “Marksizm’in yorumu ve pratikte yeniden üretimi” yönteminden haberli olan kadrolarca da ilgi ile izleniyordu. Gerek yurt içinden ve dışından pek çok insan Büro’muzu ziyaret ediyordu.

“Örgütlü Oportünizm”e bir 15 yıl ömür biçenler, geçersiz “özeleştiri” vererek kapımızın eşiklerini çeşitli saiklerle aşındırıyordu. Harici Büro “TKP” gibi bu türden bir partileşmenin karşısında yer alan Komünist Kadroların bilinen tavrı ile daha çabuk bir zamanda açığa vurulmuştu. Bazı önemli tez ve tahlillerimizi yansıtan telif eserlerimizin yayımlanışı, özellikle Orhan Kaplan Yoldaşımızın katledilişi ve “Oportünizm Yargılanıyor” isimli kitabımızın yayımlanışı Büro’muzu ziyaret edenlerin sayısını giderek artırmıştı.

Dr. Bedir Aydemir işte bu süreçte Kolektifimiz ile iletişim kurmak istemişti. Bilinçli tercihleriyle içinde kimi rol ve sorumluluk üstlendiği dönemlerde Yayın Kurulu üyelerimizden Dr. Serol Teber ile Av. Turgan Arınır başta olmak üzere en yakınımızdaki pek çok insanımızı, daha tam olarak ifade edeceksek: sallantılı unsurları entrikacı yöntemlerle, kendilerine “TKP” ve yan kuruluşlarında yöneticilik verilerek Kolektifimiz’den koparmışlardı. En yakınımızdaki insanların “TKP” idealizasyon ve mistifikasyonlarına kanıp Kolektifimize ihanet edişini hiçbir zaman unutmamıştık. Bu tür insanlar sonradan ideolojik ve ruhsal sağlıklarını zedelemiş olarak kaybolup gideceklerdi…

Dr. Bedir Aydemir ve arkadaşları Kolektifimize yapılan bu türden “sinsi kuşatma” ve entrikacı yöntemlerden haberliydi. Fakat o süreçte seslerini çıkarmamışlardı. Şimdi “TKP”den ayrışıp koptuktan sonra ise hem hatalarını bir ölçüde olsun düzeltmek hem de Hakiki Komünist Kadrolarla iyi ilişkiler kurmak istiyorlardı. Avrupa ülkelerinde değil, yaşadığımız coğrafyadaki sınıf mücadelesinde güvenilir kadrolara ihtiyaç duymaktaydılar. Pek çok ideolojik-politik zaaflarına rağmen, böyle bir eksikliklerinin farkındaydılar.

Dr. Bedir Aydemir Kolektifimizi telefonla arayıp randevu talebinde bulunmuştu. Telefonla randevu taleplerinde “Sorun Yayınlarına olan senet borcumuzu elden ödemek üzere…” diye gerekçeleştirilmek istenen ve bu türden bir söylemle başlayan bir bahane ile ilişki kurmuştu. Yani siyasi bir ilişkiyi tecimsel bir ilişki söylemiyle kamufle etmişti. Böylece Tarihî TKP’nin randevulaşma yöntemlerine ve konspirasyona özel bir özen göstermişti.

Dr. Bedir Aydemir, verilen randevusuna zamanında geldi. Kapalı mekânlarda yeraltı ve gizlilik şartlarındaki çalışmaları konuşmuyorduk. Fakat “TKP” legal ve illegal ilişkilerini birbirine karıştırmıştı. Dost-düşman herkes bunların kim olduğunu ve nasıl bir ilişki içinde bulunduğunu ayrıntılı biliyordu.

İçimizdeki çürük insan malzemesini neden ayartmış olduklarının suçunu da İ. Bilen’in entrikacı yöntemlerine, Nabi Yağcı, Veysi Sarısözen, Sıtkı Coşkun, Aydın Meriç türünden kariyerist ve oportünist insanlara yıkıyordu. Marksizm’den haberli ve ayrıca bir öğretim üyesi olarak yeterli birikime sahip olan ziyaretçimize Harici Büro “TKP”nin “1973 Atılımı” yöntemiyle kendisini parti ilan etmesinin devrimci hareketimizi, özellikle de “Komünistlerin Birliği” davamızı nasıl zora soktuğunu, işçi sınıfının siyasal ve sendikal birliği davamız ile faşizme karşı savaş birliği sorunsallarımıza nasıl darbe vurduğunu ayrıntılı anlatmıştık. Sosyal nezaketle bizi dinlemiş ve büyük oranda izlediğimiz ideolojik ve politik tavrımızın doğruluğunu teslim etmişti. Yurt dışı serüvenlerinin eksikliğini yaşadığımız coğrafyadaki Hakiki Komünist Kadrolarla iyi ilişkiler kurup düzeltmek istiyorlardı.

Dr. Bedir Aydemir’e Barış Derneği çalışmaları hakkında da bazı sorularımız olmuştu. Özellikle ağabeyim Avni Memedoğlu’nun Barış Derneği’ne üyelik başvurusu (ki, onun bu başvurusunu: “Yahu sen TKP’nin 1944 kadrosusun. Ne işin var bu sahte komünistlerin arasında. Otur resim yap. İşine bak. Bu oportünistlerden uzak dur.” diyerek engelleyememiştik. O ise, bu türden eleştirilerimize: “Düşmanına yakın dur!” Çin Atasözünü tekrarlayarak bir karşılık veriyordu. Emekli büyükelçi Mahmut Dikerdem’in başkanı olduğu Barış Derneği’nde Emeğin Ressamı Avni Memedoğlu’nun adaylık başvurusu hiçbir zaman kabul edilmedi ve kendisine “aday adayı üye” muamelesi yapıldı.) konusunu Dr. Bedir Aydemir’e sormuştum. Çünkü Mahmut Dikerdem’i öne çıkaran Coşkun ailesi (Av. Enis Coşkun, Sıtkı Coşkun, vb.) bu üyeliğin kabul edilemeyişinin suçunu Dr. Bedir Aydemir’in üstüne yakıyorlardı. (Ayrıntılı bilgi için bakınız: Sırrı Öztürk, Politika-Sanat-Estetik Yolunda ‘Emeğin Ressamı’ Avni Memedoğlu, s.103-104, Sorun Yayınları, 1999.).

“TKP-İşçinin Sesi” örgütünün Türkiye sorumlusu olarak kendini Kolektifimize tanıtmak isteyen, halinden şüphelendiğimiz, sonradan babasının MİT’ten bir kurmay albay olduğunu öğreneceğimiz birini de (A. A.) kendisine sorduk. Bu eleman bize İşçinin Sesi gazeteleri ile kitaplarını Yörükoğlu’nun selamlarıyla birlikte getiriyordu. Kendisinin görevli olduğu çok açık ve belliydi. Dr. Bedir Aydemir ise, “Hayır, ‘TKP-İşçinin Sesi’ adına ilişki kurmaya yalnızca ben yetkiliyim. Türkiye sorumlusu benim. Benim dışımda hiçbir kimse politik temas kurmaya yetkili değildir” demişti. Kendisine verdiğimiz istihbarî bilgiye çok teşekkür etmiş ve bu MİT ajanının verdiği zararları gidermeye çaba göstermişti.

MİT ajanı (A. A.) bazı ordu mensupları ile tanınmış bir yazarın yeğeni ve Sabancı ailesine ait bir bankada istihbarat görevlisi olarak çalışan ( O.K. ), ayrıca “TKP”ye ilgi duyan pek çok insanın başını yakmış, kısa bir dönem hapis yattıktan sonra salıverilmiş biriydi.

“Kel Eyüp” lakaplı Eyüp Alankuş 12 Eylül 1980’li günlerde beni sorgularken, bu MİT ajanı için şunları söylüyordu Gayrettepe’deki işkencehanede: “Bu puştun babası MİT’te görevlidir. Şimdi kurmay albay kimliği ile önemli bir devlet kurumunun başındadır. Bu adamı, gençliğindeki solcu fikirlerinden arınsın diye babası İngiltere’ye göndermiştir. Orada hem eğitimini tamamlamış hem de  ‘TKP-İşçinin Sesi’ örgütüne MİT elemanı olarak sokulmuştur. Şimdi Türkiye’ye gelmiş ‘Nadya’ diye bir yayınevi kurmuş, karavan otolarla Türkiye’ye ‘TKP-İşçinin Sesi’ gazete ve kitaplarını sokarken yakalanmıştır. Bu puşt bülbül-ü şeyda misali ötmüş ve arkasından tam 127 kişi getirmiştir. Bu adamdan başlayarak ve de bu adamın ele verdiği 127 kişiden bir örgüt çıkaramazsınız. Çıkmaz. Şimdi bu sorgu benim uhdeme devredildi. Ben 15/16 Haziran Direnişinin kadrolarını o dönemden tanıyorum. Sırrı Öztürk bu puştların önüne düşüp örgüt kurmaz. Onlar deneyimlidir. Çelik-çomak oynamazlar. Böylelerine inanarak onların oyununa gelmezler. Gazetelere verilen ilanlar sayesinde illegal kadrolarıyla buluşup konuşurlar.(∗) Bu puştun buraya getirdiği 127 kişiden başlayıp bir örgüte ulaşamadınız. Fakat Sırrı Öztürk’ten başlarsanız, onu çözebilirseniz, oradan bir yere mutlaka varırsınız. Ayrıca, bu puştun vukuatına bakarak kendinizi aldatmayın. Bu adamın babası gecikmeden devreye girecektir. Savcılar ve hâkimler onun arkadaşıdır. Başını yaktığı kişiler okka altına girecek kendisi ise beraat edip sıyıracaktır…”  Kel Eyüp’ün dedikleri zaman geçirilmeden aynen doğrulandı. O bunları söylerken bendenizin gözleri, bilinçli olarak DİSK’in afiş-pankartlarından kesilmiş bezlerle bağlıydı. Polis teşkilatı âdeta ‘sen misin 15/16 Haziran’da bizlere pösteki saydıran…’ dercesine bize ‘nazire’ yapıyor ya da intikam alıyordu. Emekli olmasına rağmen, yapılacak sorguda yeniden görevlendirilen Kel Eyüp’ü de simasından-yüzünden değil, daha önceki sorgulardaki sesinden tanıyordum. Bizlerden yüzlerini saklayan işkencecilerimizin seslerini bir ömür boyu unutmadık. Unutamadık. Benim sorguma başlamadan önce birisinin Kel Eyüp’ün kulağına: “Yeni bir Erdost olayı istenmiyor!..” türünden bir istihbarı bilginin geldiğini işitmiştim. İşkenceci düşmanlarımız bu şartlar altında İlhan Erdost’un işkencede öldürüldüğünü böylece bizlere de duyurmuştu. Kel Eyüp bu konuları istişarî toplantılarında değerlendirirken, onun puşt dediği adam: “Sırrı abi senden çok özür diliyorum. Seni ve Zeki abiyi ve arkadaşlarınızı bu işe dâhil ettiğimden ötürü çok utanıyorum. Beni affedin..” itirafında bulunacaktı. Bu da bir MİT ajanının itirafıydı!..

12 Eylül 1980’in faşist istihbaratçıları ile polisleri bu türden provokatör müsveddeleriyle bizleri hiçbir “gizli örgüt” organizasyonuna bir türlü sokamamıştı. Çünkü onlara bu türden bir şans ve malzeme vermemiştik.

Dr. Bedir Aydemir ve öteki “TKP” yetkilileri 12 Eylül 1980 tarihinden 12 gün önce Sorun Yayınları Kolektifi kadrolarının (Ben, oğlum Mutlu ve Ali) tutuklanmasıyla birlikte “faşizmin ayak sesleri başladı ve geliyor” diyerek yurtdışına siyasi mülteci kimlikleriyle çıkacaklardı. Bu siyasi mülteciler gerek kapitalist batı ülkelerinde gerekse Halk Demokrasileri ülkelerinde ya da Sovyetler Birliği’nde bilinçle ülkede kalmayı tercih eden Komünistler gibi bir sıkıntı çekmediler. Sorun Yayınları Kolektifi ise, mevcut hukuk kuralları keyfî-fiilî işletilerek tam 6 yıl süreyle kapalı tutulacak ve kitaplarımız Selimiye Kışlasında yakılacaktı. Harici Büro “TKP” elemanlarının sonradan TBKP türünden örgüt kurma ve komünistçilik oyunları Mihail Gorbaçov’un Marksizm-Leninizm dışı yönelişleriyle çok büyük yaralar alacaktı…

Dr. Bedir Aydemir’in (11.02.1947-31.12.1988) kansere yakalandığını ve öldüğü haberini sonradan öğrendik. Arkadaşlarına başsağlığı diledik. Ölüsünün yakılmasını ve küllerinin F. Engels misali Okyanusa dökülmesini vasiyet ettiğini de öğrenmiştik.

Dr. Bedir Aydemir ile asla aynı şeyleri söylemiyorduk. “TKP-İşçinin Sesi” hizbi de yurtdışındaki vukuatını sürdürüyordu. Onun hiç olmazsa “TKP” adına yapılanlar hakkında bir “özeleştirimsi” yanı vardı. Oturup konuşacak-tartışacak biriydi. O kimlik-kişilik olarak da asla entrikacı bir Laz İsmail değildi. Laz İsmail’e tutunup eklemlenerek komünistçilik oynayan Nabi Yağcı, Veysi Sarısözen, Sıtkı Coşkun ve Aydın Meriç’ de değildi. Onun Hakiki Komünist Kadrolara karşı bir saygısı vardı. Devrimci harekette samimiyet, dürüstlük, utanma, edep ve hayâ anlayışı olanlarla rahatlıkla iletişim kurulabiliyor ve diyaloğa girilebiliniyordu.

(Devam Edecek)

 

Dipnot:

(∗) 15/16 Haziran 1970 Direnişi nedeniyle tutuklanmış, yargılanmış ve hüküm giymiştik. Bu direnişi tabanda örgütleyen, eylemde yönlendiren, poliste, hapishanede ve mahkemelerde ideolojik ve siyasi savunma yapan bizler ile direnişe katılan 5 bini aşkın Proleter Devrimci Kadro’nun bir daha hiçbir fabrikaya ve işyerine alınmamaları MİT+MESS+DİSK Sendika Bürokrasisi tarafından onaylanarak kabul edilmişti. Böylelikle işsizliğe mahkûm edilen her birimiz: Mesleki yetenekleri olan ve aranan işçilerdik. İşçi arayan gazete ilanlarını kesip saklıyor ve bu ilanlara göre iş müracaatında bulunuyorduk. Fakat fabrikalar bizlere ebediyen kapalı tutulacaktı. Bir cumartesi günü İstanbul Cağaloğlu’ndaki kardeşim ve Öncü Kitabevi Yayınları sahibi Zeki’nin dükkânına gitmiştik. Bu dükkân sürekli polis denetimindeydi. Kapısında ayakkabı boyacısı, piyango bileti satıcısı ya da simitçi, içeride ise sürekli ve meraklı gözetimde bulunan polis memurları hiç eksik olmazdı. Hava da çok sıcaktı. Ceketimi çıkarırken, cebimdeki gazete ilanları yere düşmüştü. Onları alırken, dükkânda gözetimdeki polisler bunu, şeflerine verdiği bilgilerinde: “Bunlar gazete ilanlarıyla buluşuyor-haberleşiyor” biçiminde rapor etmişlerdi! Demek ki, Kel Eyüp’te bu raporlara dayanarak ahkâm kesiyordu. Bizler işsizdik. Hiçbir fabrikaya ya da işyerine alınmıyorduk. Yoldaşlarımızla buluşma-haberleşmek için iddia edildiği gibi ne gazetelere ilan verecek kadar ne de evimizi geçindirecek kadar paramız vardı. O dönemin polis teşkilatı işte bu düzeyde donanımlıydı(!) Sistem Proletarya Devrimci Kadrolarından korkmakta haklıydı…

Yazı dizisinin diğer bölümlerine ulaşmak için:

Sultanahmet'in İt'leri 1 Sultanahmet'in İt'leri 2
Sultanahmet'in İt'leri 3 Sultanahmet'in İt'leri 4
Sultanahmet'in İt'leri 5 Sultanahmet'in İt'leri 6
Sultanahmet'in İt'leri 7 Sultanahmet'in İt'leri 8
Sultanahmet'in İt'leri 9 Sultanahmet'in İt'leri 10
Sultanahmet'in İt'leri 11

Sanat Cephesi Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi

2006 - 2018

Map