Sanat Cephesi
E-posta Listesi

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.




Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı


İsmail Hardal
Işık İnsanları
İsmail Hardal
Yüreğimdeki Desteler
Rabia Semra Yücel
Yüreğimdeki Desteler
Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Avni Memedoğlu
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Sharbat Gula
Sharbat Gula
Karmat ile Arbatan
Karmat ile Arbatan
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansı Tebliğleri
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansi Tebligleri
Berlin’de 200 Mülteci Sokağa Atıldı
Turgay Ulu

Son birkaç gündür, daha önce senatonun “Oranienplatz’daki direniş çadırlarını yıkın, size kalacak yer vereceğiz daha sonra da oturum vereceğiz” yazılı sahte vaatlerin yazılı olduğu kâğıdı imzalayan mültecilerin tamamı polis zoruyla sokağa atılıyor.

Oranienplatz ve Ohlauer okulundan boşaltılan mültecilere değişik yerlerde barınma evleri verilmişti. Önce herkesin iltica başvurusuna red cevabı geldi. Daha sonra da barınma yerleri tek tek boşaltıldı.

Senatonun vaatlerine inanmak zorunda kalan mülteciler şimdi büyük bir hayal kırıklığı ile Oranienplatz’daki direniş yerimize geri döndüler. Berlin’de havalar çok soğuk. Bir yandan, devletin mültecilere karşı başlattığı saldırılara karşı eylemler örgütlerken bir yandan da insanların akşamları yatacakları yer sorununa kendi imkânlarımızla çözüm bulmak zorundayız.

Parça parça sokağa atılan mültecilere, bize destek veren tiyatro salonlarında ya da bazı alternatif evlerde yerler bulmaya çalışıyoruz. Mültecilere yatacak yer vermek isteyenlere bir irtibat telefon numarası verdik ve buradan yatacak yerleri organize ediyoruz. Ancak geçici yatacak yer bulmak bu sorunu çözmez bunun farkındayız.

Havaların soğumaya başladığı, böylesi bir mevsimde neden mülteciler sokağa atılıyor. Bunun nedenini anlamak için son günlerde gazetelere röportajlar veren Almanya içişleri bakanlığı yetkililerinin beyanlarına bakmak yeterlidir.

Die Weld gazetesine röportaj veren içişleri bakanlığı yetkilisi Thomas de Meizere diyor ki; “Almanya’daki mülteci sayısı 200 bini buldu. Çok sayıda mülteci hakkında sınırdışı kararı olmasına rağmen hala bu insanlar Almanya sınırları içinde yaşamaya devam ediyorlar. Mültecileri hızlı bir biçimde sınırdışı etmek için yeni bir yasaya ihtiyaç vardır.” İçişleri bakanlığı yetkilisi, verdiği röportajda; mülteci grevi direnişinde yer alanları ve Oranienplatz’ın ismini de zikrediyor. Kayıtlı bulundukları mülteci kamplarında kalmayan mültecilerin bu kamplara geri gönderileceğini söylüyor.

Direnişimiz boyunca bizimle görüşmek durumunda kalan devlet yetkilileri ve onların dolaylı destekçisi sivil toplum kurumları bize “welkommen-hoşgeldiniz” diyerek söze başladılar. Daha sonra kendi programlarında da bizim taleplerimizin aynısının olduğunu ve direnişimizi haklı bulduklarını beyan ettiler. Ama bizim bizim sokaklarda, çadırlarda ya da işgal yerlerinde kötü koşullarda yaşamamızı istemediklerini, bizim haklarımız için çalışacaklarını söyleyerek direniş yerlerimizi boşaltma ve mültecileri değişik yerlere dağıtma taktiğini uyguladılar. Sonunda da herkese olumsuz yanıt geldi ve herkesin sınırdışı edilmesi kararı geldi.

Aynı haftalar içinde Almanya parlamentosunda, diğer ülkelere silah satışı ile ilgili tartışmalar vardı. Anayasayı koruma örgütü, hangi ülkelere neden silah satıldığı ile ilgili kararların gizli kalmasının gerekli olduğu yönünde kararlar verdi. Bununla ilgili verilen, muhalif partiler tarafından verilen soru önergeleri olumsuzlandı.

Son haftalarda Almanya basınında çıkan bu haberleri okuyan herkes neden mültecilere karşı baskı ve operasyonların arttığını anlayabilir. Silah satışını gizli ve gerekçesiz bir biçimde yapmak istiyorlar. Ülkelerindeki mülteci sayısının arttığından şikâyet ediyorlar. Tüm bunlar ne anlama geliyor? Dünyanın değişik yerlerinde savaş ve etnik çatışmaların sürmesi anlamına geliyor. Doğal olarak Avrupa’ya doğru mülteci akınının sürmesi anlamına geliyor. Avrupa’ya gelen mültecilere yaşam hakkı tanınmayacağı anlamına geliyor.

Mülteci direnişine karşı gerçekleştirilen polis operasyonlarına karşı direnişimiz devam ediyor. Tüm ev boşaltmalarına karşı eylemler gerçekleşti. Aktüel olarak Ohlauer okuluna da bu ayın sonuna kadar boşaltılması yönünde belediye ültimatom verince, eylemlerimizin güzergahı daha çok Oranienplatz ile Ohlauer okulu oluyor.

Ancak tüm eylemlerde polisler Ohlauer okulunun önüne arabalar ve bedenleriyle barikat oluşturdular. Ohlauer okulunun önüne bizi yaklaştırmadılar.

Evlerden atılan mültecilere bulmuş olduğumuz konaklama yerlerine belediye yetkilileri giderek, “burada kalamazsınız boşaltın” dediler. Mültecileri sokağa atma konusunda belli ki rejimden talimat almışlar.

İçişleri bakanlığı yetkilisi Almanya’daki mülteci yasalarının çok tolerans oluşturduğunu, mültecileri Avrupaya kaçıranların mültecilere Almanya’ya gitmeyi önerdiğini söylüyordu. Bu nedenle artık mültecilere “tolerans” göstermemeye kararlılar.

Senatonun şimdi geçersiz ilan edilen anlaşmasından bu yana çok uzun bir zaman geçmedi. Şimdi tüm mülteciler anladı ki her şey direniş yerlerini tasfiye edip insanları sokağa atmak içinmiş. Doğal olarak tüm mülteciler sokağa geri döndüler. Şimdi sokakta mücadele etmekten başka bir alternatif bulunmuyor. Mücadele planı artık doğal bir zorunluluk haline geldi.

Oranienplatz’ın kuruluşunun ikinci yıldönümü vesilesiyle değerlendirme toplantıları yapıyoruz. Her Pazar günü politik mülteci kafesi diye bir etkinlik yapıyoruz. Burada herkes tartışmalara katılıyor. Ohlauer okulu ile ilgili dayanışma yemekleri pişiriyoruz.

Devrimci mülteci direnişine karşı gerçekleştirilen saldırılara biz de destek alanını genişletme perspektifi ile yanıt veriyoruz. Kasım’da düzenleyeceğimiz mülteci konferansı için hazırlık çalışmaları devam ediyor. Konferans için gerekli olan bildirileri değişik dillerde bastık hazır hale getirdik. Konferans için çalışma grupları oluşturduk.

Savaş bölgelerinden özellikle Kobene’deki mücadele ile dayanışma eylemleriyle buradaki mülteci direnişinin eylemleri paralel bir seyir izliyor. Mülteci direnişine destek veren kitleler aynı zamanda Kobene direnişine destek veriyorlar.

Rojava’dan gelen mültecilerden 400 kadarı Hamburg’da bir çadır kampında tutuluyor. Değişik Avrupa ülkeleri üzerinden gelen Rojavalı mülteciler Dublin yasası gereği oralara geri gönderilmek isteniyor. Kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan mülteciler oldukça kötü koşullarda yaşamaya mecbur ediliyor.

Avrupa ve Amerika gibi emperyalist merkez ülkeler, Rojava sorununa karşı pragmatist yaklaşıyorlar. Aylarca burada yaşanan katliama seyirci kaldılar. Ancak direniş kırılamayınca harekete geçtiler ve buralarda kendi kontrolünde hareket edecek güçler aracılığıyla oralara müdahale ediyorlar. Direnişçi güçleri mecbur bırakarak kendi işbirlikçilerini bölgeye yerleştirmek istiyorlar.

Emperyalist kapitalist merkezlerin savaş ve çatışma bölgelerinde izledikleri siyasetle, bu nedenle Avrupa’ya gelmiş olan mültecilere izlediği siyaset paralel bir siyasettir. Her yerde izole etme, boyun eğdirme, kendi çıkarlarına göre şekillendirme siyasetini izliyorlar. Bu siyasete boyun eğmeyip direnenleri ise etkisizleştirip yok etmek istiyorlar. Ama her zaman olduğu gibi gene bu sömürgeci siyasete karşı direnişte tüm görkemiyle devam ediyor.

Yaşasın İnsanlaşma Ve Ortaklaşma Mücadelemiz

25.10.2014
Turgay Ulu
Berlin

Sanat Cephesi Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi

2006 - 2017

Map